Yıldırım Bayezid Kafese Konuldu Mu?


20 Temmuz 1402'de Çubuk Ovası'ndaki Ankara Savaşı'nda, Emir Timur ve Sultan Bayezid'in orduları birbirine girmiş ve zorlu mücadeleler sonrasında Osmanlı ordusu mağlup olmuştu. Bu  mağlubiyetin ardından Yıldırım Bayezid Timur'a esir düşmüştür. Esir olduktan sonra Timur'un Bayezid'e karşı tutumu, bugün daha çok rivayetlere ve efsanelere dayanarak yorumlanmaktadır.

Timur'un temsili bir çizimi
Timur, Yıldırım Bayezid'in esir alındığını öğrendiğinde çadırının kapısına çıkmış, onu hürmetle karşıladıktan sonra çadırına davet etmiştir. Çadırdaki konuşmada Timur, böyle bir olaya sebebiyet vermek istemediğini ancak iyi niyetli tutumuna karşı kırıcı cevaplar aldığını söylemiş, aradaki soğukluğu kaldırmaya, Yıldırım Bayezid'in üzüntüsünü gidermeye çalışmıştır. Yıldırım Bayezid ise "Allah'ın takdiri bir  ülkeye yokluk çekmeyi dilemişse işin sonu böyle olur" demiştir.[1]

Timur'un Yıldırım Bayezid'i demir bir kafes içine hapsederek şehirlerde alay konusu olarak gezdirdiği rivayeti çok yaygındır.  Yavuz Sultan Selim döneminde yaşayan ünlü tarihçi Hoca Sadeddin Efendi, bu rivayetleri düzmece haberler olarak nitelendirmektedir. Timur'u  fazlasıyla yücelten ve Osmanlıları aşağılayan Timurlu tarihçi Ali Yezdi dahi böyle bir uygulamadan bahsetmeyip, iki hükümdarın konuşmalarının saygı çerçevesi içerisinde geçtiğini anlatmıştır. İranlı edip Mevlâna Hatifi de Timurnâme'sinde iki padişahın dostça münasebetlerinden bahsetmektedir.


“ Eğer gerçekleri ifade edecek olursak bu husus üç asırdan fazla felsefe makalelerine konu olan bir efsaneden öteye gidemez”
                                                                                                                       Hammer.

Peki ya bu hikaye nereden çıkmıştır?

Osmanlı son dönemlerinden bir taht-ı revan
Yıldırım Bayezid yolculuk sırasında, Timur'un askerlerinin bakışlarından rahatsız olması veya savaşın yorgunluğu nedeniyle bir taht-ı revanda yolculuk etmek istemiştir.[2] Padişahın  seyahat ettiği bu hücreye bazı kaynalarda "kafes" tabir olunmuştur. Aşıkpaşazâde ise "Timur Han, Sultan Bayezid'i tahtırevan gibi bir kafese yerleştirdi. Yolculukta kendi önünce yürütür, konaklarda yanında bulundururdu" demektedir.[3] "Kafes" tabiri Osmanlılarda bazı özel kapalı alanlar için kullanılan bir kavramdır. Padişahların divanı dinledikleri kapalı bölüme de "kafes" denirdi. Olaydaki taht-ı revan manasındaki kafesi "demir kafes" olarak ilk kez Fuat Köprülü ortaya atmıştır.[4] Daha sonra bu tez öyle senaryolara varmıştır ki, Bayezid'in kafasını demirlere vura vura parçaladığı dahi yazılmıştır.[5] Yıldırım'ın demir kafese konularak halka gösterilmesi romanların konusu olmaktan öteye gidememiştir.

Yıldırım Bayezid İntihar etti mi? 

Yıldırım Bayezid
Yıldırım Bayezid hakkındaki diğer bir yanlış ifade ise onun esaret hayatına dayanamayarak yüzüğündeki zehri içip intihar etmesidir.

Bu konu Neşrî tarihinde; "Rivayet ederler ki, Timur-leng Rum vilayetini zaptedip Karamanolu'na vermişti. Yıldırım Han bunu işitince gayet incindi. Yüzüğünde zehir vardı. Düşman elinde zebun olup, memleketi eller elinde görmektense ölüm yeğdir deyip kendi nefsini helak eyledi" şeklinde geçmektedir.  Aşıkpaşazâde ise " Semerkand'a götürüleceğini işitince kendi maslahatını (işini) gördü" demektedir.


Neşrî'nin daha önceki bir ifadesinde " Bayezid Han gayet üzüntülüydü. Hemen humma (sıtma) belirtileri görüldü " demektedir. 

Mevlâna Mehmed Bin Kütbiddin İznikî'den aktarılan bir rivayetin sonunda Bayezid'in üzüntü sonucu ateşli sıtma socunu vefat ettiği belirtilir.

Timurlu tarihçilerden Şerefeddin Yezdi; " Yıldırım Bayezid, dün gece nefes darlığı ve boğaz ağrısı hastalığından dünyadan göç etti" der. Nizamettin Şami ise Zafernâme'sinde " Kalıcı hastalığı ruhi kederinin etkisiyle arttı ve kuvvetten düşüp vefat etti " der. 

Sonraki tarihçilerden Hoca Sadeddin Efendi, hastalanarak; Behişti, ateşli sıtma; Hammer, felç;Müneccimbaşı, boğaz enfeksiyonu ve sıtma rivayetlerini vererek vefat ettiğini söylerler.

Yıldırım Bayezid'in çağdaşı olan İbn-i Arabşah ile o devre yakın olan Şükrullah,Karamanî Mehmed Paşa ve Enverî gibi tarihçiler de intihardan söz etmeyip, hastalığını ölümüne sebep gösterirler.

Görüldüğü üzere kaynakların ifadeleri çeşitlilik göstermektedir. Yalnızca Neşrî'nin ve Aşıkpaşazâde'nin ifadelerinde intihardan söz edilirken kaynakların büyük çoğunluğu üzüntünün neden olduğu nefes darlığı, boğaz enfeksiyonu, ateşli sıtma ve felç inmesi hastalıklarının ölümüne sebep olduğunu belirtirler.

Ayrıca cesur ve dindar bir padişah olarak tanınan Yıldırım Bayezid'in savaşa gitmeden önce yenilgiyi ve esareti düşünmüş olması ve intiharı planlaması mümkün değildir. Bunu düşünmüş olsaydı savaşa girmeyi tercih etmeyip Timur'un isteklerini yerine getirirdi.




[1] Tâcü't-Tevarih, I. s.287-288
[2] Tâcü't-Tevarih,I. s.291-292
[3] Aşıkpaşazâde, s,78
[4] Fuat Köprülü,"Yıldırım Bayezid'in esareti ve intiharı", Belleten2, 1937, s.591-595
[5] J.Goodwin, "Ufukların efendisi Osmanlılar", çev.A.Anar, İstanbul 1999, s.34

Bibliografya:
Ahmet Şimşirgil, Kayı I,2011,s.138-141

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder