Osmanlılar'ın Keskin Kılıcı: Yeniçeriler

Osmanlı Devleti, büyüyüp genişledikçe daha fazla askere ihtiyaç duyuyor ve gittikçe merkezîleşiyordu. Bunun üzerine daha önceki Türk devletlerinde görülen gulam usulü geliştirilerek devşirme sistemi oluşturuldu.

Yeniçeriler Osmanlı ordusundaki oranları az olmasına rağmen  düşmana karşı oldukça etkili olmuşlardı. Küçük yaştan itibaren aldıkları profesyonel eğitim sayesinde, savaş meydanlarını kasıp kavuran askerî makineler haline gelmişlerdi. Savaş meydanlarındaki etkinliklerini, zaman zaman yönetim üzerinde de hissettirmiş, padişah değiştirecek kadar siyasi güce kavuşmuşlardı.

Yeniçeri Ocağı Nasıl Kuruldu?

 
I.Murad devrinde Fakih Mevlana Kara Rüstem ile Çandarlı Hayreddin, Hristiyan esirlerden merkezî bir ordu için faydalanılmasını düşündüler. Bu fikir padişaha iletildi ve padişah ; "Eğer Cenab-ı Hakkın emri ise şimdiden sonra alına" diyerek ferman etti. Akıncı beylerine ferman iletildi ve Hristiyan esirlerin beşte birinin padişah için alınması emredildi. Buna pençik usulü denildi. Vezir Çandarlı Hayreddin; "Bunları Türk üzere verelim, hem Müslüman olsunlar, hem Türkçe öğrensinler, yeniçeri (yeniasker) olsunlar" dedi. Alimler de bunların başarıları için dualar ettiler[1]. Böylece yeniçeri ocağı kurulmuş ve bu ordu Avrupa'nın ilk daimi ordusu sayılmıştır.


Devşirme Sistemi Nasıl İşliyordu?

Kapıkulu ocağının ihtiyacı belirlenip, Divan-ı Hümayun'a iletilirdi. Buradan çıkacak karara göre ihtiyacın karşılanması sağlanırdı. Devşirme memurları olan Turnacıbaşılar ele geçirilen Hristiyan merkezine gider kırk haneden bir oğlan alırlardı. Turnacıbaşılar, "insan sarrafı" tabir edilen cinsten memurlardı. Bunlar insanların el ve ayaklarına ve gözlerinin içine bakarak karakter tespiti yaparlar, potansiyel gördükleri gençleri ocağa alırlardı.

Alınacak çocukların köyü, kazası, sancağı, baba ve ana adı, bağlı olduğu bölge sipahisinin ismi, doğum tarihi ve çocuğun eşgali gibi bilgiler defterlere kaydedilirdi. Bu defterlerin bir nüshası devşirme memurunda durur, diğeri merkeze yollanırdı. [2]
Yeniçeri ortalarının amblemleri

Devlet merkezine geldiklerinde sünnet edilirler, ve bir süre dinlendirildikten sonra yakışıklı olanlar saray hizmetine alınır,  çok zeki olanlar devlet adamı olarak yetişmek üzere Enderun'a dahil edilirdi. Burada çok sıkı bir eğitimden geçerek sanat ve ilim öğrenirlerdi. Diğerleri ise Türk ailelere gönderilerek 3-5 yıl Türk ve İslam kültürünü öğrenirlerdi. Daha sonra buradan alınarak Acemi ocağı kışlasına yerleştirilir, 7-8 yıl askerî eğitim görürlerdi. Zamanı geldiğinde kapuya çıkma denilen usulle Yeniçeri ocağına kabul edilirlerdi [3]. Bunların da birkaç sanat alanında ustalaşmaları sağlanırdı.

Yeniçeri Ocağı içerisinde 196 orta bulunmaktaydı. Bunun 101 tanesi Cemaat, 61 tanesi Ağa bölükleri ve 34 tanesi de Sekban bölüklerine bağlıydı.

Ocağa Kimler Girebilirdi?

Ocağa Türk ve Müslüman çocukları alınmazdı. Çünkü bunlar köle olarak alınırdı ve İslam'a göre Müslümanlar'ın köle olması caiz değildi. Buna Bosna Müslümanları istisna teşkil etmiştir. Ayrıca Yahudiler de ocağa alınmazdı. Rus, Çingene ve Gürcüler de ocağa dahil edilmezlerdi.

8 ile 18 yaşları arasındaki çocuklar alınırdı. Ancak genellikle çok büyük olmamasına özen gösterilirdi.
Bir ailenin tek çocuğu olanlar alınmazdı. Terbiyesiz olabileceği için ailesi ölmüş çocuklar alınmazdı. Çok uzun boylu olanlar aptal olabileceği için, çok kısa olanlar da fitneci bir yapıya sahip olabilecekleri için alınmazlardı. Fiziğin düzgün olmasına dikkat edilirdi. Asil soylu ve güçlü yapılı çocuklar tercih edilirdi. Ayrıca bir sürekli hastalığı ve sakatlığı olanlar da alınmazlardı.


Yeniçeri Ocağı'nın Bektaşilikle İlgisi Nedir?

Bazı tarih kitaplarında Yeniçeri ocağının Hacı Bektaş-ı Veli'den dua alarak kurulduğu söylense de, bunun aslı yoktur. Hacı Bektaş-ı Veli, Osmanlı Beyliği kurulmadan önce 13.yüzyılın ikinci yarısında ölmüştü. Osmanlılar, gaziler arasındaki güçlü kült sebebiyle ocağı ona bağladılar. 15.yüzyılda ocak, Bektaşi tarikatıyla resmen birleşti. Bu bağlantı sebebiyle ocağa " Ocağ-ı Bektaşıyan" da denilmiştir. Yeniçeriler kaldırıldığında da Bektaşi türbeleri kapatılmış ve bazı Bektaşi babaları idam edilmiştir.[4]


Yeniçerilerin Donanımları ve Talimleri:

Yeniçeriler zorlu bir eğitime tabi tutulurdu. İlk önce kılıç kullanmayı ve gergin yayları kurup ok atmayı öğrenirlerdi. Kuvvetlerini arttırmak için antrenman yaparlardı. Kılıç talimlerinde keçeden yapılmış mankenlere kılıç çalarak parçalamaya çalışırlardı. Ok talimlerinde hiç durmadan üç yüz dört yüz ok atabilecek seviyeye ulaşırlardı. Yağlı mermerleri tokatlayarak ellerinin sertleşmesni sağlarlar, sürat koşuları ve  güreş müsabakaları yaparlardı [5]. Daha sonra bu talimlere tüfek de eklendi.

Başlarına börk denilen beyaz keçeden bir şapka takarlardı. Bunun arkasında ise yatırma denilen ve omza kadar inen bir parça yer alırdı. Bu kısım enseyi soğuktan koruduğu gibi, arkadan gelebilecek düşman hamlelerine karşı da bir tedbir niteliğindeydi. Ayakkabıları seferde yandan kopçalı çizme, şehirde ise ökçesiz yemeni idi. Dizlerinin altına kadar inen elbise ve şalvar giyinirlerdi. Savaş vakti hafif örme zırhlar da giyerlerdi. Silahları kılıç, pala, yatağan gibi kesici aletler ve ok ile yaydı. Sonraları ok ile yayın yerini daha çok tüfek aldı. Savunma için de sağlam kalkanları vardı.

Savaşta Yeniçeriler:

Yeniçeriler savaşta ordunun merkezinde, birinci yeniçeri sayılan padişahın önünde yer alırlardı. Yeniçerilerin katıldığı ilk büyük savaş Birinci Kosova Savaşı'dır. Seferde öncelikli görevleri sultanı korumaktır. Padişaha yaklaşan birlikler olursa hilal gibi açılır, düşman içeri girince çember gibi kapanarak düşmanı imha ederlerdi. Üstün hareket kabiliyetleri ve savaş taktikleri sayesinde düşmanlara karşı çoğu kez üstünlük sağlamışlardır. Savaşa girmeden önce Gülbank denilen (  Dinle ) marşlarını okurlardı.


Yeniçeri Ocağının Kaldırılması

Sultan II.Mahmud
Osmanlılar'ın keskin kılıcı olarak tabir ettiğimiz bu ocak, güçsüz padişahlar döneminde devletin kendi elini kesen bir kılıca dönüşmüştür. Ocağın gücü dengelenemediğinde usulsüzlükler ortaya çıkmış ve disiplin bozulmuştur. (kaynak: tariheyolculuk.org)

II.Mahmud dönemine gelindiğinde, yapılmak istenen yeniliklere ilk karşı çıkanlar yeniçerler oldu. Yeniçeriler II. Mahmud'un kendilerine altarnatif olarak kurduğu talimli askerleri istemiyor ve bu ocağın kurulmasına sebep olanların kellesini istiyorlardı. Bunun üzerine II.Mahmud kılıcını kuşandı, ulemadan fetva aldı ve Sancak-ı Şerifi çıkartarak halkın desteğini topladı. 15 Haziran 1826 tarihinde II.Mahmud'un askerleri ve halk, isyan eden yeniçerileri kuşattı. Teslim ol çağrısına cevap gelmeyince tüm yeniçeriler öldürüldü. Kışlaları topa tutuldu. Vaka-yi Hayriye olarak tarihe geçen bu olay sonrasında 360 yıl kadar Osmanlı Devletine hizmet etmiş olan, ama artık devlete faydadan çok zararı dokunan bu ocak tarihe karıştı.



[1] Aşıkpaşazâde tarihi, s.54-55; Neşri tarihi, I, s. 197-198; Tâcü't-Tevârih,I, s. 119-120
[2] Kavânin-i Yeniçeriyân, Süleymaniye Ktp. , Esad Efendi, nr. 2968, vr.3-6b
[3] Kavânin-i Yeniçeriyân, vr. 6-7a; Abdülkadir Özcan, "Devşirme", DİA, c. 9, s. 254-255
[4] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu,  İstanbul 2010, s.577-578
[5] Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, I, s.332-335; R.Ekrem Koçu, Yeniçeriler, İstanbul, s.300-303.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

8 yorum:

"İslam'a göre Müslümanlar'ın köle olması caiz değildi." bu belirti yanlıştır çünkü öteki bir İslam Devleti olan Eyyübîlerde memlük(beyaz köle) alınırdı bunlar Türk-özellikle kıpçak Türkleri-, Gürcü, Çerkez ve benzeri beyaz uluslardan olurlardı. Araplardan köle alınmazdı. Bu memlük dediğimiz köleler sonradan devletçe âzâd edilip orduya alınırlardı. Bu askerlerden Aybeg, kocası ölen Eyyubî hatunuyla evlendi ve böylece Memlük Devleti kurulmuş oldu. Bunlardan en önemlileri Baybars'tır çünkü Moğalları durduran ilk komutandır. Bunu Ayn Calut'ta sanırım Bağdat emiriyken yapmıştır. Aynı zamanda Baybars Altın Ordu Devleti'nin hakanı Berke Han'ın kızı Türkan Hatun Sultan'la evlenmiştir. Aynı zamanda Baybars devlete Devlet'it Turkî(Türk Devleti) adını vermiştir.

Yani sonuç olarak müslümanlardan geçici olsa da köle oluyordu.

Kusura bakmayın konudan biraz saptım tutamadım kendimi.

Katkınız için teşekkürler. Eyyübilerin geçici olarak Müslümanlardan köle alması İslam fıkhında bir istisna olsa gerektir. Ki onlar da belirttiğiniz gibi geçici olarak alıyordu.

Aslında -sonradan aklıma geldi- İslam'da zaten tümüyle köle almak yasaktır. Ancak çok önceden gelen bir alışkanlık olduğu için kaldırılması Osmanlı'nın sonuna kadar ertelenmiştir.

Kusura bakmayın biraz yorum kirliliği oldu ancak şunu da belirtmeliyim ki İlber Ortaylı Hoca nadir de olsa Türklerin de devşirildiğini ancak bunların daha çok Kafkas Türkleri olduklarını söyler.

Yahudilerin alınmamasının ise nedeni şehir çocukları olmaları, kurnaz olmaları ve benzeri nedenlerdir.

"Yağlı mermerleri tokatlayarak ellerinin sertleşmesni sağlarlar." burada söz ettiğiniz birliğin gönüllülerden oluşan ve düşmanlara tokat atarak beyin kanaması geçirten ya da düşman atlarını tokatla yere seren Deliler adındaki bir birlik olduğunu duymuştum çoğu yerden.

Ayrıca bir sorum olacak Gürcüler alınmazlardı demişsiniz ancak kimi Gürcü takma adlı paşalar var Osmanlı'da?

Kaldırılmalarıyla İlgili

Ahmet Cevdet Paşa'nın dediği gibi Yeniçeriler vücuttaki ur gibiydiler ocak kaldırıldığında devletin yeni ordusu olan Asakir-i Mansure-i Muhammediyye, Napolyon'u yenen Nizam-ı Cedid gibi güçlü bir ordu değildi. Bu yüzden II. Mahmut az kalsın Mehmet Ali Paşa'ya yenilecek ve belki de devlet Mehmet Ali Paşa soyundan sürecek ve belki de devlete artık Devleti Aliyye-i Mehemmed Aliye denecekti.

İlber Hoca'nın dediği gibi istisnalar olabilir. Yağlı mermer tokatlayarak ellerini sertleştirme yöntemi başka ocaklarda da kullanılmış olabilir ancak, Uzunçarşılı Kapıkulu Ocakları, Ekrem Koçu da Yeniçeriler adlı eserlerinde bunları yeniçerilerin uygulaması olarak anlatmıştır.
Gürcü takma adlı paşalar ise bahsettiğimiz gibi savaşlarla esir alınanlardan değil, Türk veziriazamlar gibi doğal yoldan hizmete girenlerden olmalıdır.

II.Mahmud da zaten Mehmed Ali Paşa'ya karşı büyük kayıplar vermiş, Paşanın ordusu Kütahya'ya kadar ilerlemişti.Padişah Rus ve İngiliz desteği ile Mehmed Ali Paşa'yı durdurabilmişti.

Köle sizin bildiğiniz manadaki köle değildir.köle almiyorlardi eğer öyle olsa idi işgal edilen yerlerdeki herkes kölelestirilirdi.seçilerek alınan elemeyle alınan belirli milletlerden alınıp belirli milletletlerden alınmayan köle olurmu hiç.bunun adı kul sistemi uzun mesele buraya siğmaz.ya hiç köleden veziriazam yapılırmi...

@Yasin Kuş,

Bizim bildiğimiz manadaki kölenin, sizin sandığınız manada olduğunu nereden çıkardınız, makalede öyle bir ifade yok.

Kul köledir. Fakat her köle kul değildir. Kul özel, askeri bir statüdür, doğru. Bu makalenin genelinden anlaşılabilir.

Bu yorum yazar tarafından silindi.

Yorum Gönder