Ulubatlı Hasan Yalnız Değildi!

İstanbul'un fethinin bir sembolü olarak günümüze kadar gelen unutulmaz bir isimdir Ulubatlı Hasan. Bu kahramanın varlığı günümüzde hala çok tartışılmaktadır. Ulubatlı Hasan'ın surlara çıkması, İstanbul'un fethine bizzat tanık olan Francis'in ağzından şöyle anlatılır:
“İşte o sıralarda Hasan adlı bir yeniçeri -memleketi Ulubat olup koca bir vücuda sahipti- sol eli ile başının üzerinde kalkanını tutup, sağ eli ile kılıcını çekti ve bizimkilerin şaşkınlık içinde geri çekildiği o bölgede surun tepesine doğru atıldı. Onunla aynı cesareti göstermek isteyen otuz kadar diğeri de kendisini takip etti. Bizimkilerden hala surlarda kalanlar ise üzerilerine kayalar yuvarlıyorlardı ve onlardan on sekizini aşağı yuvarladılar. Ne var ki, Hasan kendisine özgü şiddeti ile surun üstüne çıkmayı ve bizimkileri kaçırmayı başardı. Bu başarı ile birlikte diğerleri de onu takip ederek surlara tırmanma fırsatı buldular. Bizimkilerin sayılarının pek az olması sebebiyle, tırmanmalarına mani olamadılar. Bu savaş sırasında bir taş Hasan'a isabet etti ve onu yere yıktı. Kendisini yere yıkılmış görünce bizimkiler de her taraftan ona taş atmaa başladılar. O ise dizleri üzerine kalkmış kendisini savunmaya çalışıyordu; ancak almış olduğu pek çok yaradan sağ kolu işlemez olmuştu ve oklarla kaplandı. Pek çok kişi daha öldü... [1]”
(Ancak bu bilgiler Francis'in eserinin orjinalinde bulunmaz.)
Ulubatlı Hasan Gerçekten Var Mıydı?

 Francis İstanbul'un fethini bizzat görmüş ve şehirden kaçmayı başarmıştı. 1477'de yazdığı bir eserde İstanbul'un fethinden 2 sayfa kadar bahsetmiştir. Ancak bu 2 sayfa içerisinde Ulubatlı Hasan'dan hiç söz etmemiştir. Ulubatlı Hasan adı ilk defa, Francis'in eserini genişleten Monemvasite metropoliti Makarios Melissinos tarafından kaleme alınan 1575 tarihli bir kitapta yer almıştır. Francis'in 1966 yılında yayınlanan bir kitabında İstanbul'un fethi ile ilgili kısım 2 sayfa iken, Melissinos'ta 80 sayfadır. Melissinos'un Francis'in eserinden 98 yıl sonra Ulubatlı Hasan hakkındaki bilgiyi nereden bulduğu bilinmemektedir. Bu yüzden bazı tarihçiler bu bilgilere güvenmeyerek Ulubatlı Hasan'ın, eseri renklendirmek için uydurulan bir karakter olduğunu savunurlar[2]. Ancak bazı büyük tarihçiler de bu bilgiye güvenerek Ulubatlı Hasan'ın surlara ilk tırmanan Türk olduğunu kabul ederler. [3]

 Ulubatlı Hasan Yalnız Değildi!

Melissinos'un 1575'de zikrettiği Ulubatlı Hasan karakterinden başka, surlara ilk önce tırmandığı iddia edilen başka isimler de vardır. Tarihçi Bihiştî, surlardan içeri ilk girenin babası Karıştıran Süleyman Bey olduğunu belirtir. Jorga'nın aktardığı  bir Romen kaynağında ise surlara ilk çıkanların korkunç görünümlü beş Türk olduğu ve içeri ilk girenlerin Mehmed Bey namında bir komutan ve emrindekilerin olduğu belirtilir.

Tarihçi Zinkeisen'in Fatih dönemi kaynaklarından aktardığı bir bilgiye göre ise surlara ilk çıkanlardan biri de Balaban Çavuş'tur. Arnavut bir devşirme olan Balaban Çavuş, fetihten 11 yıl sonra Arnavutluk'ta isyan eden İskender Bey'e karşı görevlendirilmiş ve 1467'de Akçahisar'ı kuşatırken yaralanıp şehit düşmüştür[4]. 

Prof.Dr. Vahdettin Engin'in 1914'deki fetih kutlamalarında bulduğu bir detaya göre ise, kutlamaları anlatan Tanin gazetesi, İstanbul surlarına bayrağı diken ilk kişiyi Balaban Çavuş olarak anlatıyordu. Gazete bu konuyu şöyle zikrediyor:


"İstanbul Hicri 857 senesi Mayıs'ının güzel bir sabahına tesadüf eden 29 Mayıs günü fethedilmişti. Yeniçeri askerlerinden Balaban Çavuş, Hz. Muhammed'in bayrağını ilk defa olarak Topkapı suru üzerine dikip yükseltmeyi başarmıştı."

 Sonuç:
Gerek Francis'in eserini genişleten Melissinos'un anlattığı Ulubatlı Hasan, gerekse Bihiştî'nin bahsettiği Karıştıran Süleyman Bey ve Fatih dönemi kaynaklarındaki Balaban Çavuş isimlerinin gerçekten var olmuş olması ve surlara çıkmış olmaları kuvvetle muhtemeldir. Surlara ilk çıkan kişinin isminde bu kadar farklılık olması çok doğaldır. Surlara ilk kimin çıktığını yüzde yüz söyleyebilmek için 1453'te,  80.000 kadar Osmanlı askeri ile 10.000 kadar Bizans askerinin birbirine girdiği bir karmaşada, 7,5 km'lik Bizans kara surları alanında, yüzlerce helikopterle surların üzerinden kamera ile çekim yapmak gerekirdi. Elbette o zamanın teknolojisinde de böyle bir şey mümkün değildi ve her tarihçi kendi gördükleri ve duyduklarını aktarmıştı. Bizim bu günden söyleyebileceğimiz en mantıklı şey ise; Ulubatlı Hasan'ın yalnız olmadığıdır...

  


[1] Şehir düştü, çev. Kriton Dinçmen, İstanbul 1992, s.95-96
[2] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul 2010, s.125-127
[3] Uzunçarşılı,Osmanlı Tarihi, c.1, s. 487 - Tansel, Fatih Sultan Mehmed, 93. -Jorga c.2, s.43- Hammer, c.2, s.566- Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, s.95
[4]Erhan Afyoncu, Bugün Gazetesi, 19.02.2012

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder