“Nerede O Eski Ramazanlar?”

Osmanlı'da Ramazan ayları "on bir ayın sultanı" tabirine en uygun şekilde değer görürdü. Bu ayın Osmanlı'daki yaşanışı, bugün "nerede o eski Ramazanlar?" sorusuna cevap verir nitelikteydi. 

Ramazan'ın Başlaması

Ramazan'ın birinci gününün belirlenmesi çok önemliydi. Takvimlerde Ramazan'ın başlangıcı belirli olsa da, hilal görülmeden Ramazan'ın başladığı ilan edilmezdi. Ramazan hilalinin tespit edilmesi ile İstanbul Kadılığı ilgilenirdi. Hilalinin görülmesiyle birlikte Süleymaniye Camii'nin kandilleri yakılırdı. Bu Ramazan'ın başladığının ilanıydı.

Ramazan Tembihnâmeleri

Padişah, Ramazan başlamadan önce Şaban ayında Ramazan Tembihnâmesi adıyla emirler yayınlayarak halkın dini emirlere daha sıkı sarılıp ibadetlerini yerine getirmeleri ve edepli olmaları isterdi. Bu tembihnameler tellallar tarafından duyurulurdu. II.Mahmud'dan sonra bu tembihnameler resmi gazete Takvim-i Vekayi'de ilan edilmeye başlandı. Tembihnamelere uyulup uyulmadığı sıkça denetlenerek uymayanlar cezalandırılırdı. Tembihnamelerde en çok üzerinde durulan konulardan bir tanesi de fırsatçıların gıda fiyatlarını arttırmasının yasaklanmasıydı. Özellikle unlu mamüllerde gramajları ve ihtivaları devlet tarafından ilan edilir ve denetlenirdi. Oruç tutmaktan muaf olanların oruçlu olan insanların yanında yiyip içmesi yasaklanan konulardandı. Oruçlarını alenen bozanlar hakkında da hapis cezasına kadar varan yaptırımlar uygulanırdı.

Diş Kirası

Osmanlı sarayı iftar vakitleri halka açık olup, padişahın hazırlattığı sofralarda fakirler ağırlanarak iftarlarını yapmaları sağlanırdı. İftarlarını yapan insanlar teravih namazına gitmelerinden önce kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler ve altın dağıtılırdı. Bu gelenek sadece saraya ait olmayıp tüm Osmanlı coğrafyasında zenginler tarafından uygulanabilirdi.

Huzur Dersleri

Ramazan'ın ilk gününden itibaren padişahın huzurunda yapılan ve sekiz dersten ibaret olan tefsir dersleridir. Bu dersler zamanın tanınmış alimleri tarafından verilir, bunlara "Huzur-ı Hümayun Dersleri" de denilirdi. Bu dersler öğle ve ikindi vakitleri arasında sarayın salonlarından birinde gerçekleştirilirdi. Alimlerin anlatacakları bittiğinde dinleyenler sorularını sorar ve cevaplarını aldıktan sonra alimlerin duasıyla dersler sona ererdi. Dersler bittikten sonra alimlere hediyeler verilirdi.

Özel Saray Davetleri

Padişah'ın devlet adamları ve önemli kişilere verdiği iftar davetleri vardı. Davetlerin düzenlenmesiyle Veziriazam ilgilenir, davetlilerin listesini padişaha sunar, onaylatırdı. Bu davetlere öncelikle ulema sınıfı davet edilirdi. Daha sonra Rumeli ve Anadolu kazaskerleri ve Peygamber soyundan gelenlere iftar verilirdi. İftarlar ve saraydan ayrılış bir tören halinde yapılırdı. Ramazan´ın 24. günü padişaha hizmet eden kahya, bostancı başı ve kapıcılara da iftar düzenlenerek davetler sona ererdi. Padişah da iftarını sarayda yapar ve askerleri de iftara davet ederdi. İftar programları aşırıya kaçan harcamalar nedeniyle bazen israfa da yol açabiliyordu.

Baklava Alayı

18. yüzyılın başlarında "Baklava Alayı" denilen bir gelenek ortaya çıkmıştı. Ramazan ayının ortasında, padişahın askerlere iltifatı olarak saraydan yeniçeri ocağına baklavalar giderdi. On askere bir sini baklava hazırlanır ve saray mutfağı önüne dizilirdi. Silahtar Ağa, bir numaralı yeniçeri olan padişah adına ilk siniyi teslim aldıktan sonra diğer siniler ikişer asker tarafından taşınırdı. Bu gelenek  yeniçeri ocağı ile birlikte tarihe karışmıştır.

 Tebdil-i Kıyafet Uygulaması

Padişahın Ramazan haricinde de uyguladığı bir gizli denetim şekli olan tebdil-i kıyafet uygulaması bu ayda da önemini korurdu. Padişah kılık değiştirir, genellikle ulema kıyafetlerine bürünerek halkın arasına karışırdı. Böylece temel gıda fiyatlarını  ve halkın durumunu kontrol ederlerdi. Tebdil-i kıyafet uygulaması sadece bir denetim yöntemi olarak kalmayıp padişahın halk ile birlikte Ramazan atmosferini hissetmesini de sağlıyordu. Padişah bazen iftara bir haneye konuk olur, teravih namazlarını  halkla Eyüp, Ayasofya, Tophane, Valide Sultan camiilerinde kılardı.
Hırka-i Şerif Ziyareti

Yavuz Sultan Selim döneminde Topkapı Sarayı'na getirilen kutsal emanetlerin en güzidelerinden olan Hz.Muhammed'in hırkası (hırka-i şerif), Ramazanın her 15. günü özel bir törenle ziyaret edilirdi. Hırka-i şerif 15 hassa ağası tarafından Revam köşküne alınır, gül kokularıyla yıkanan odada padişah, veziriazam ve devlet ricali tarafından ziyaret edilirdi. Yeniçeriler, Yeniçeri ağaları, Sadrazamlar, Şeyhül-İslam Topkapı Sarayının Babüs-saade kapısı önünde toplanır Ayasofya Camisine öğle namazına giderlerdi. Namazdan sonra topluca Hırka-i Saadet dairesine girilirdi. Bu esnada Kuran okunurdu. Padişah altın muhafazalara alınmış sandukaları açarak Hırka-i Şerifi çıkarır ve öperdi daha sonra sadrazamlar ve bazı devlet adamları Hırkayı öperler şefaat duası ederlerdi. Bu gelenek yüzyıllarca devam etmişti hatta meşrutiyet döneminde bile uygulanıyordu. Topkapı Sarayının kutsal emanetler bölümünde güzel sesli hafızlar 24 saat Kuran okurdu. Padişah Ayasofya Camisini ziyaret eder teravih namazını kılardı.
Mahya Geleneği

İlk kez 1. Ahmet Döneminde Sultan Ahmet Camisine asılan "mahya" insanlar üzerinde derin etkiler uyandırdığından tüm İstanbul ve Osmanlı camilerine yayılmıştı. Fatih Camii imamının keşfettiği mahyayı 1. Ahmete teklif ettiği rivayet edilmektedir. Mahya, cami minarelerinin arasına asılan ışıklı yazılardı ve Farsça aylık anlamına gelen "Mahiye" sözcüğünden türemiştir. Süleymaniye, Yeni Camii, Valide Sultan derken tüm camilere asılmaya başlandı. İstanbulda Mahyacılık gözde bir meslek haline gelmişti. Hatta mahya asma tutkusu bazı ilginçliklere sahne olmuştu. Fatih döneminden kalma Eyüp Camisinin minareleri kısa olduğundan minareler yıkılmış üzerine 2 şerefe daha eklenmiş ve mahya asılmıştı. Tek minaresi olan camilere sırf mahya takabilmek için birere minare daha yapılmıştı. Mahya yazıları genelde dini içerikli olurdu. Genellikle "Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan" idi. Ayrıca Fetih Suresinin ilk ayetleri de yazılırdı. Balkan savaşları döneminde ise "Hilal-i Ahmeri Unutma" ve "Vatanı Sevmek İmandandır" yazıları asılmıştı. Ramazan bittiğinde ise "El- Firak" ve "Elveda" yazıları asılırdı.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

2 yorum:

Yanlışınız var günümüzde Topkapı Sarayında günde 7 saat Kur'an okunmaktadır.

"Topkapı Sarayının kutsal emanetler bölümünde güzel sesli hafızlar 24 saat Kuran okurdu." Okurdu deniyor, "okunuyor" demiyor.

Yorum Gönder