Dünyanın Başladığı Yer: Sultanahmet

   Sultanahmet, dünyanın başlangıç noktası olan bir meydandır. Çünkü Sultanahmet Meydanı'na inerken Meydanla Ayasofya'nın arasındaki tam Yerebatan Sarnıcı'na girilen yerde bir Milion taşı vardır. Bu taş, imparatorluğun dört bir tarafına uzanan yolların başlangıç noktasıdır. Sultanahmed'in sınırları aşağıda Cağaloğlu'ndan başlar, denize kadar uzanır. Batı tarafında Divanyolu üzerinden Beyazıt'a kadar devam eder.
   
Dikilitaş 
Sultanahmet Meydanı, Bizans döneminde hippodrom olarak varlığını sürdürüyordu. Burası 500 yıllık dünya başkentinin merkeziydi. Hippodromda özel askeri törenler ve at yarışları düzenlenir, imparator da bizzat iştirak ederdi. Hippodromun ortasında Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış bir dikilitaş vardır. Bu taş Roma imparatoru II. Constantius'un MS 357 yılında tahtta bulunuşunun 20. yılı onuruna Nil ırmağı üzerinden İskenderiye şehrine taşındı . Daha sonra, MS 390 yılında imparator I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul'a getirterek Hippodrom'da şimdiki yerine diktirdi. Bu dikilitaş ile Sultanahmed Camii'nin cephesi mimari ve geometrik açıdan mükemmel bir uyum içerisindedir. Dikilitaş'ın yanı başında Peleponnes (Platea) savaşları denilen Klasik Yunan çağındaki iç savaştan sonra yapılan barışın nişânesi olarak, Delfi'deki Apollon mabedine sunulan bir kazan şeklindeki büyük tunç sunağın ayaklarından biri yer alır. Bu Yılanlı Sütundur ve bugün yerinde olmayan yılan başları Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Hippodrom'daki üçüncü sütun ise Konstantinos VII Porfirogennetos tarfından törenlere düşkünlüğü nedeniyle diktirilmiştir.
   Ayasofya, 532 Nika İsyanı'nın bir sonucudur. Çünkü İmparator Justinianus ve karısı Teodora'ya karşı ayaklananlar "Nika" (Zafer) diye bağırıyordu ve o arada Ahşaptan bir kilise olan Ayasofya'yı yakmışlardı. Bugünkü Ayasofya, imparatorun kiliseyi yeniden yaptırmasıyla ortaya çıkmıştır. Kilise 537 yılında uzun bir inşaattan sonra açılmıştır. Ayasofya'nın özelliği geniş bir kubbesinin bulunmasıdır. Kilise Aydınlı ve Miletli İsidoros ve Anthemios tarafından inşa edildi ve Mimar Sinan'a kadar büyük bir çöküntü ve tamir görmeden ulaştı. 1453'te Fetih ile beraber Camiye çevrilen abide, son tamiratını Sultan Abdülmecid döneminde gördü ve içindeki freskler Sultan Abdülmecid tarafından kitap halinde bastırıldı. Cami 1930'larda Cumhuriyet'in uluslarası alandaki yeni bir yorumu olarak müze haline getirildi.
    Sultanahmed Meydanı Bizans'tan Osmanlı'ya geçtiğinde At Meydanı olarak anılıyordu. 14. Osmanlı Padişahı Sultan I.Ahmed tarafından Sultanahmed Camii'nin inşaasından sonra (1609-1616) Sultanahmed Meydanı adını aldı. , Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılılan caminin özelliği altı minaresi olmasıdır. Osmanlı mimarisinin son şâheserlerinden olan bu camii özellikle çinileriyle ünlüdür. 

Bizans Hippodromuyken Nika ayaklanmasına sahne olan Sultanahmed Meydanı, Atmeydanı iken de büyük bir ayaklanmaya sahne olmuştu. Kanuni'nin makbul veziri İbrahim Paşa, Budin'den zaferle dönmüş, zaferinin bir nişânesi olarak da Üç Güzeller isimli heykel grubunu kendi sarayının (bugün İslam eserleri müzesidir) da içinde bulunduğu at meydanına diktirmişti. Daha önce bir Müslüman sarayında heykele rastlamak mümkündü ama ilk kez bir Müslüman şehrinin meydanına bir heykel -ki heykellerin vücutları da açıktı- dikilmişti. Halkın tepkisini çeken heykeller ayaklanmaya sebep olmuş ve Figâni ismindeki bir şair, Firdevsî'nin beyitlerini İbrahim Paşa'ya göre değiştirerek şöyle aktarmıştı: "Dünyaya iki İbrahim geldi / Biri put yıktı, biri put dikti."

   Meydana 19. yüzyılda ilave edilen eserler de vardır. Bunlar; Marmara Üniversitesi Rektörlüğü (eski ticaret mektebi) , Defter-i Hakan-i Nezareti (tapu kadastro umumi müdiriyeti) ve Kayzer Wilhelm'in İstanbul'u ziyareti hatırası olarak Bizantino-Morik denen sistemle yapılan çeşmedir.
Sultanahmet Camii, 1895
 Önceleri tamamıyla ahşap binaların teşkil ettiği Sultanahmet, bugün betonlaşma tehlikesi altındadır. Turizmin çekiciliği ve bir takım usülsüz yükselen binalar meydanın tarihi dokusunu zedelemektedir. Sultanahmed her metrekaresinin incelenmesi, değerlendirilmesi gereken bir yerdir. Bu alandaki yoğun trafiği ve kötü yapılaşmayı doğuracak işyerlerinin bulunması bu Avrupa'nın en güzel açık hava salonu için bir tehlikedir. Bunun önünün alınması gerekir; çünkü bütün Avrupa'da ne Venedik'teki San Marco, ne Paris'teki Concorde, ne de Roma'daki San Pietro Meydanı, bu meydan kadar orjinal ve 1500 yıllık tarihin en iyi örneklerini barındıran bir mahal olamaz.



Kaynakça: İlber Ortaylı, Osmanlı'yı yeniden keşfetmek, İstanbul 2011, s.147-155
 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder