Yakın Tarihin Gerçekleri'nden Notlar

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı’nın Timaş Yayınları’ndan bu yıl (Nisan 2012) çıkan kitabıdır. Aslında yazarın bizzat yazdığı bir eser değil bu. Birçok eseri gibi, yazarın konuşmalarının bir derlenmesi şeklinde yayınevi tarafından vücuda getirilmiş. Buna rağmen Ortaylı’nın engin bilgi birikimine bir sohbet havasında ulaşıyorsunuz. Ortaylı bu eserini; Osmanlı’dan günümüze yakın tarihimiz, Ortadoğu ve tarihi mirasları koruma ana başlıkları altında ele almış. Ayrıca Yakın Tarihin Gerçekleri kitabı, bugün de çokça tartışılan birçok konuya değiniyor. İşte bu kitapta dikkatimizi çeken bazı alıntılar…
 
Sultan Vahideddin
·         ●Son padişah VI. Mehmed Vahideddin bir kaçışı tercih ediyor. “Atıldım, satıldım, hak benimdi” gibisinden hiçbir beyanname yayınlamadığı gibi, istifa ettiği yönünde herhangi bir şey de duyurmuyor. Mesela son Çar, “Rusya’nın hayrına çekiliyorum, Tanrı Rusya’yı korusun!” diyerek bir beyannamede bulunmuşken, Vahideddin halka karşı böyle bir yayın yapmayı tercih etmiyor. Kendisi 11 Kasım’da İngilizlere yazdığı bir mektupta hayati tehlike altında olması dolayısıyla İngiltere’ye sığındığını bildiriyor. Bunu sözlü olarak yapmış, karşı taraf da yazılı olarak istemiş; bu makul bir istekti. (s.68)
·         ●“İngiliz Uşağı” gibi yorumlardan kaçınmak gerekir. Çünkü seçenekler arasındaki Fransa, Ankara Musalahası’nı yapmıştı ve artık donanmayı burada tutmuyor, sur içi İstanbul’da öylesine bir işgal kuvveti bulunduruyordu. İtalya ise zaten Üsküdar’daydı ve Ankara hükümeti ile arası çok iyiydi. Bu yüzden o da seçenekler arasından eleniyor. Padişahın tabii ki Yunanlara sığınması gibi bir durum da söz konusu değil. Geriye kala kala sadece İngiltere kalıyor. Dahası boğazlar mıntıkası da İngilizlerin elinde… Yani padişahın Karadeniz’e çıkıp oradan Romanya’ya geçecek bir durumu yok. Görüldüğü üzere her yol İngiltere’ye çıkıyordu. (s.68-69)
·         ●Peki cebinde ne var padişahın? Hemen hemen hiçbir şey yok. Kendi altınları yüzükleri, kasasındaki değerli eşyalar; eş ve kızlarından  hiç kimseye de hiçbir şey almıyor… Parayı maiyetindeki insanlardan birisi alıyor ve Monte Carlo’da kumar oynayarak kaybediyor. (s.69)
·         ●Özetle padişah sefaletin tam sınırında… Bundan sonra zaten bilindiği üzere 5 sene daha yaşayacaktır. Babadan kalma bir hastalığı vardır: verem. (s.69)
·         Son torunu Necla Sultan’ın doğduğu kendisine tebşir edildiğinde vefat ediyor. Artık müjdeye dayanacak hali yok. Ardından alacaklılar hücum ediyor. 26 yaşında sürgün olarak babasının yanına gelen Sabiha Sultan küpelerini yollayarak cenazeyi hacizden kurtarıyor…Vahideddin Şam’da Mimar Sinan’ın eseri olan Süleymaniye Camii’nde hazireye gömülüyor…(s.70)
·         Yaşamı sırasında kendi hukukunu korumak için bir gazete çıkarma girişiminde bulunmuş. Çünkü zaman zaman şahsına yönelik hücumlar oluyordu. (s.70)
·         ●…Kendisi ne bir cemiyet ne de bir komite kurmuş, devlet hakkında mütecaviz ya da tahkirane bir şekilde konuşmamıştı. Hatta o kadar ki Hümeyra Hanım Sultan’ı çocuklarla birlikte Mustafa Kemal Paşa hakkında tahkirane bir slogan ve şarkıyı tekrarladığı için “Bir daha duymayayım! O benim paşam, askerim!” diyerek adamakıllı azarlamıştı. Kendisinin işte böyle bir devlet terbiyesi vardı. (s.70)
·         ●(Sultan Vahideddin) Babasının saatini ödünç almıştı, onu teslim edip gitmiştir. (s.71)
·         Evet o dönemde mürteci diyebileceğimiz bir takım ve hareket grupları vardır. Onları hanedan da sevmez. Çünkü hanedan tasavvufi terbiye sahibidir. Aşırı gösteriş, yıkıcı ve tahkirci yola sapan aşırı köktendinci diyebileceğimiz gruplarla pek uzlaşamadıkları açıktır. (s.71)
·         ●İkincisi bir Türk generalinin başarısı devleti kurtarmıştır. Bu, onlar için iftihar edilecek bir şeydir. (s.71)
·         ●Üçüncüsü ise “Bize yakışmaz” anlayışıdır. Yani mevcut Türk Devleti’ne dil uzatılmaz. Tenkit ayrı bir şeydir toptan tahrip amaçlı saldırı çok başka bir şeydir. Türk Devleti mukaddes bir organdır… “Devlet vahyin eseridir” yani Müslümanlara, insanlara verilen ilahi aklın kabul ettiği bir organizasyondur. Onun için devleti her zaman mukaddes bilirler. O fakr u zarurette hazineye el sürmemeleri bunun göstergesidir. (s71)
Mustafa Kemal Atatürk
·         ●Atatürk ittihatçı değil miydi? Bütün genç subaylar gibi Atatürk de İttihatçı idi. Ama İttihat’dan çok erken bir zamanda soğumuş, bu ideolojiyi bırakmış ve dahası bir süre sonra buna cephe dahi almıştır. (s.98)
·         ●Atatürk diktatör müydü? Kendisi şartlar dolayısıyla diktatördür. Ama teorisinde diktatörlük yoktur. Nitekim iki kere çok partili düzene geçmeyi denedi. Tabii bu partiler kendisinin istediği partilerdi. (s.98)
·         ●Atatürk’ün bu çok partili düzene geçiş için yaptığı denemelerle ilgili çeşitli teoriler var. Mesela bunu ülkede kimler kendisinin yanında, kimler ona karşı bunu görmek ve karşı olanlara karşı tedbir almak için yaptığını söyleyenler var. Çok yuvarlak bir yaklaşım bu. Yani “Kim yanımda kim değil, açığa çıksın da göreyim” gibi çocuk oyuncağı işler değil bunlar…Bu söylemler kahvehane tabirleridir demek amiyane olmaz. Eğer iddia edilen şekilde olsaydı onu anlamak için şüphesiz başka yöntemler vardır. (s.99)
·         ●…Eğer hala (Avrupa’da faşist diktaların olduğu bir dönemde) çok parti gibi bir hayalden, söylemden, idealden söz ediliyorsa, bunun sebebi Atatürk’ün kafasında gençliğinde öyle öğrendiği bir Avrupa’nın varlığının olmasıdır. Kendisinin idealinden vazgeçmemiş olması açısından bu son derece önemli bir husustur. (s.102)
·         ●Atatürk olmasaydı da Türkiye bir şekilde kurtulur muydu? Yavaş yavaş kendince kurtulurdu belki ama İzmir bizim olmazdı. Oraya gelir, yerleşirlerdi…Buraya nüfus sürekli geliyordu, zamanla bu daha da hızlandı. Çünkü İzmir hinterlandı adalarda sürünen insanlar için çok bereketli, cennet gibi bir yerdi ve nüfusu muhakkak artardı. Türkiye de yine acayip bir ülke olarak ortaya çıkardı. Yani Türk milleti ortadan kalkacak değildi. “Demokrasi gelirdi” diyenler de var. Demokrasi ithal gelmez…O ihtiyacı hissedip demokrasiyi kendin tesis etmelisin. (s.109)
·         ●Milli mücadeleden sonra Kazım Karabekir Cumhurbaşkanı olsaydı ne olurdu? Kazım Paşa’yı az sayıdaki insan dışında kimse reis seçmez. Kazım Karabekir çok yetenekli bilgili bir kurmay olmakla birlikte çok dürüst, inanmış birisi; keza İsmet Paşa da öyle. Yaşam biçimi olarak ikisi de muhafazakardır…Kazım Karabekir tutucu bir adamdır. Mesela İzmir İktisat Kongresi’nde Latin harflerini reddeder… Peki ne olurdu? Belki hilafeti kaldırmakta gecikirlerdi. (s.110)
·         ●Atatürk için “Çok kan döktü” diyenler de var? Saymışlar mı?...İstiklal Mahkemeleri’nde yargılananlar bütün Osmanlı devrindekilerden fazlaymış. Bu sayı hangi kaynaktan, nereden sayılıp nasıl mukayese ediliyor? Elbette Türk inkılâbı’nın seçimle ve yumuşak yastıklar üzerinde taşınarak meydana gelmediği belli. Uzun bir harbin, direnişin sonunda gerçekleşen bir inkılâp olduğu aşikardır. Fakat şurası da bir gerçek ki ne Fransız İhtilali ne de Rus İhtilali ile de mukayese edilemez. Belirgin bir yerden sonra da bu bir denge meselesidir. Bir rejim yerleşeceği zaman artık cezalandırmalar da durdurulmalıdır. (s.111)
·         ●Atatürk’ün dine bakışı nasıldı? İç dünyasını hiç merak etmiyorum. Zaten kimse de ne kadar dindar, ne kadar değil bilemez. Yalnız şunu belirtmek gerek, Atatürk uçuk biri değildi. Dine karşı olacak, pozitivizm uygulayacak, bunlar gülünç şeyler…Tutun ki daha muhafazakar biri olsun. Zannediyor musunuz ki her yerde tekkeleri besleyecek, her gün bir yerde cami yaptıracak? O karakterde birinden bu beklenemez. Çünkü realist düşünüyor, kendisinde hayalci bir lider tipi yok. (s.112)
·         ●İstiklal Harbi yıllarında yanında hep ulemadan insanlar var? İstiklal Harbi’nden sonra da yanında din adamları var. Onların bazılarını biz uzaktan tanıdık. Çok orijinal, dindar, bilgili hem de çok bilgili yani künhüne inerek bilen insanlardı… Ama Atatürk her zaman din bilginleriyle oturup mesele tartışacak birisi değil. O bakımdan bu cevaplandırılması oldukça güç bir soru. (s.112)
·         Bu konuyu (Cumhuriyet ve İmparatorluğun alakasını) son padişahın kızı ve halifenin gelini Sabiha Sultan’ın bir deyişiyle bitirelim. Kendisi Saltanat ve Cumhuriyetin alakası için; “O Türklerin imparatorluğuydu, bu da Türklerin cumhuriyetidir.” demişti. (s.96)
 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

1 yorum:

Şaka Mı Bu ? İstiklal Mahkemeleri Yargılanan İnfaz Edilen Kimselerin Tutanaklarını Tutmuyor Mu ?

Çok kan döktü” diyenler de var? Saymışlar mı?...İstiklal Mahkemeleri’nde yargılananlar bütün Osmanlı devrindekilerden fazlaymış. Bu sayı hangi kaynaktan, nereden sayılıp nasıl mukayese ediliyor.

Yorum Gönder