“Tevbe Kıl Canım Oğul!”

Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın hayatta iki oğlu kalmıştı. Bunlar Şehzade Selim ve Bayezid idi. Kardeşinden iki yaş büyük olan Selim Manisa, Bayezid ise Konya sancakbeyiliğinde bulunuyordu. Düzmece Mustafa olaylarında gösterdiği yararlılık üzerine Şehzade Bayezid Konya'dan Kütahya sancakbeyiliğine atandı. Bu, merkeze yaklaşması nedeniyle Bayezid'de babasının veliahtı olduğu kanısını uyandırmıştı. [1]

Gün geçtikçe şehzadeler arasındaki rekabet kızışıyordu. Ortamın iyice gerildiğini gören Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Selim’i Manisa’dan Konya’ya, Şehzade Bayezid’i de Kütahya’dan Amasya’ya tayin etmişti. Bayezid Amasya’ya vardığında, Selim ile olan rekabete şiddetini arttırarak devam etti. Durumun kaçınılmaz bir çarpışmayla son bulacağını anlayan Kanuni, Selim’in kardeşinden daha güçsüz olduğunu bildiğinden, bazı beylerbeylerinin ona katılmalarını emretti. Selim Bayezid'i bir çembere almıştı ki, kardeşi çemberden sıyrılıp Ankara'ya ulaşmayı başardı.

Tarihler Haziran 1559’u gösterdiğinde iki şehzade kuvvetleri Konya’da karşılaştı. Şiddetli çarpışmanın neticesinde Padişah destekli Şehzade Selim galip gelmiş, kardeşi Bayezid ise önce Amasya’ya sonra da İran’a kaçarak Şah Tahmasb’a sığınmıştı. Kanuni Sultan Süleyman ise Şah Tahmasb’a yazdığı mektubunda aradaki dostluğa binaen Şehzade’nin teslimini isteyerek, aksi durumda İran topraklarına girmek zorunda kalacaklarını bildirdi.  Şah’ın ise Kanuni’ye cevabı Bayezid affına şefaat etme şeklinde oldu. Ancak O’nu bir siyasi koz olarak kullanmaktan da geri durmuyordu. Şehzade Bayezid ise babasına af mektupları yazmış, Lala Mustafa Paşa tarafından tahrik edildiğini bildirmiş ise de, bu konudaki namelerin Padişah’a ulaşmadığı sanılmaktadır.[2] Bunun dışında Şehzade Bayezid, babasına oldukça sanatlı şiirler yazarak ondan af dilemişti:

Ey serâser âleme sultân Süleymânum baba,
Tende cânum cânımın içinde cânanum baba,
Bâyezidine kıyar mısıin benüm cânum baba?
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Enbiyâ ser-defteri ya’nî  ki Âdem  hakki-çün,
Hem dahî Mûsâ ile İsâ vü Meryem hakkı-çün,
Kâinâtun serveri ol rûh-i a'zam hakki-çün,
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Sanki Mecnûnam bana dağlar başı oldu durak,
Ayrılup bi‘l-cümle mâl ü mülkden düşdüm ırak
Dökerüm gözyaşunu "Vâ-hasretâ dad el-firâk"
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Kim sana arzeyleye hâlim eya Şâh-i Kerîm
Anadan, kardaşlarumdan ayrılup kaldum yetîm,
Yok benüm bir zerre isyânum, sana Hakdur ’alîm,
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Bir nice ma'sûmum oldugun şehâ bilmez misin,
Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın
Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Hak Teâla kim cihânun şâhı itmüşdür seni,
Öldürüp ben kulunu, güldürme şâhım düşmeni,
Gözlerüm nûru oğullarumdan ayırma beni
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba.

Tutalum, iki elüm başdan başa kanda ola,
Bu meseldür söylenür kim "Kul günâh itse n'ola
Bâyezidün suçunu bağışla kıyma bu kula,
Bî-günâhım, hak bilür, devletlü sultânum baba. [3]
Babası Sultan Süleyman da ona aynı sanatkar üslupla ve babacan bir tavırla cevap veriyordu:

Ey dem-â-dem  mazhar-ı tuğyân ü isyânum oğul,
Takmayan boynına hergiz tavk-ı fermân'ım oğul,
Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Hânum oğul,
Bî-günâhum dime bari, tevbe kıl cânum oğul.


Enbiyâ vü evliyâ, ervâh-ı a’zam hakkıçün,
Nûh u İbrahim ü Musî İbn-i Meryem hakkıçün,
Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-i Âlem hakkıçün,
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.


Âdem adın itmeyen Mecnun'a sahralar durak,
Kurb-i taatdan kaçanlar daima düşer ırak,
Tan degüldür dir isen "Vâhasretâ, dâd-el-firak"
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.


Neşet-i Hakdur  nübüvvet, ram olan olur kerim,
"Lâ-t'akul üf!" kavlini inkâr eden kalur yetim,
Taat'a, isyana âlimdür Hudavend-i azîm,
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.


Rahm ü şefkat, zib-i iman olduğun bilmez misün,
Ya dem-i ma'sum'u dökmekten hazer kılmaz mısun,
Abdi âzâd ile Hak dergahına varmaz mısın,
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.


Hak reâya-yi muti-e ra’i itmişdür beni,
İsterem mağlûb idem ağnâm'a zi'b-i düşmeni,
Haşa lillah öldürürsem bî-güneh nagah seni,
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.


Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola
Çünki istiğfar idersün biz de afv-itsek n'ola
Bayezîd'üm suçını bağışlaram gelsen yola,
Bi-günahum dime bari, tevbe kıl canum oğul.
[4]
Neticede İran'a yüklü bir miktar altın ödenerek Şehzade Bayezid ve oğulları Erzurum'da teslim alınmış ve Şehzade ile oğullarının fetva ile onaylanan idam cezaları hemen orada boğulmaları suretiyle infaz olunmuştur. (23 Temmuz 1562)

[1] Celalzâde, Tabakatü’l-Memalik, 498b-499a.
[2] Peçevi Tarihi, I, 277.
[3] [4] İstanbul Üniversitesi, Cihan Hükümdarı Web Sitesi

Bibliografya:
Uzunçarşılı, Osmanlı  Tarihi, II,405
Ahmet Şimşirgil, Kayı IV, İstanbul 2011, s.-222-230

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder