Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı'ndan Notlar


Kitap, 2012 yılının Ekim ayında raflardaki yerini aldı.Eser, Ortaylı’nın bizzat yazdığı bir kitap değil.İsmail Küçükkaya ve İlber Ortaylı arasında geçen bir sohbet tadında...İsmail Küçükkaya soruyor,Ortaylı cevaplıyor.Bir Soru&Cevap şeklinde vücuda gelen bu eserde, Tanzimat’tan Milli Mücadele yıllarına,İsmet İnönü’den Menderes’e,Özal’dan Erdoğan’a kadar bir çok konuya değiniliyor.Bizde sizler için bazı önemli alıntıları derledik.İşte Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı isimli eserin Birinci Bölümünden dikkatimizi çeken notlar:


   Sultan II.Abdülhamid
  •      II.Abdülhamid Han eğer I.Abdülhamid’in döneminde yaşasaydı,Osmanlı İmparatorluğu’nun Şark dünyasındaki kaderi değişmiş olurdu.Bu,onun kişiliğiyle ilgilidir.Eğer tarihte içtimaî şartların ve dünya şartlarının dışında kişilerin rolü var ise,II.Abdülhamid bu bakımdan en kayda değer şahsiyettir…(s.26)
  •      İtiraf etmek gerekir ki İslam dünyası ilmi üstünlüğünü 15.asırda tamamlamıştır.Yani 15.asırdan sonra İslam dünyası tıpta,astronomide,matematikte,kimyada öncü rolünü terk etmiştir.Açık konuşmak gerekirse aslında milletimizin,yani Türklerin devleti olmasa,İslam dünyası askeri ve idari vasıflarını da kaybedecek ve çoktan gerilemeye başlayacaktı.Hıristiyan dünyasının dirildiği,toparlandığı,organize olduğu,teşkilatlandığı,ilerlemeler kaydetmeye başladığı bir devirde bu üstünlüğü onlara kaptırmayan,onları geciktiren,onları birkaç asır için durduran,doğrudan doğruya Türklerin kurduğu Osmanlı İmparatorluğu’dur.Çok açıktır ki,bu imparatorluğun kuruluş ve gelişmesinde büyük hükümdarların payı vardır.Bunlardan biriside, “hükümdarların en sonuncusu ve geç geldiği için önemi anlaşılamayan” II.Abdülhamid Han’dır.Kendisi “yavaşlama” asrında ortaya çıkmıştır.Yapabileceği fazla bir şey yoktur.Cihanşümul bir imparatorluğun sonuna gelinmiştir.Bu bakımdan II.Abdülhamid “dünya imparatorlukları” yani muhtelif dinler ve dillerden birtakım milletlerin bir arada yaşadığı cihanşümul denilen imparatorlukların üçüncüsü ve aslında sonuncusunun son hükümdarıdır.Çünkü kendisinden sonraki hükümdarların ikisinin de şahsiyet olarak kayda değer bir yanı yoktur.Sultan Reşad iyi niyetli,dindar,kendine göre malûmatı,bilgisi olan ve Farsça bilen sevimli bir ihtiyardır.Son hükümdar VI.Mehmed Vahideddin,daha zayıf bir eğitim görmüştür ve ileri yaşta tahta geçmiştir.Bir yenilginin,çöküntü zamanının tahta çıkardığı bir hükümdardır.Ondan da fazla bir siyasî çıkış beklenemez.Dolayısıyla bütün dünyanın son üniversal imparator (son Roma İmparatoru) II.Abdülhamid Han’dır…(s.26-27)
  •      Cihan Harbi’nin en zor günlerinde,  “Hakan-ı sabık” vefat ettiğinde Beylerbeyi Sarayı’ndan cenazesi kaldırılmış,cenaze mahalle aralarından geçirilmiş ve nihayetinde Divanyolu üzerinde Sultan Mahmut Türbesi’ne ulaşmış.O dönemde İttihat ve Terakki’nin harp içinde diktası var.Zaten harpte herkesin her istediğini yazıp söylemesi beklenmemeli.Ama evlerin pencerelerinden birtakım kadınlar çıkıyor ve şöyle diyorlar: “Bize ekmeği on paraya yediren,kömürün okkasını beş paraya aldıran padişahım,bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” (s.33)
  •      Müslümanlardaki hilafet müessesesini yetki ile temsil eden son kişi II.Abdülhamid’dir.19.asırda ve 20.asrın başında hilafet müessesesini oldukça iyi kullanan (ki çok hazin bir tablodur,yeryüzü Müslümanlarının %80’e yakını yabancı bayrak altında yaşamaktadır) II.Abdülhamid’dir.Doğduğu dünya iç açıcı değildir.İngiltere İmparatorluğu kalabalık sayıda Müslüman’a sahiptir.Bizimkini katbekat geçer.Ardından Fransız Cumhuriyeti gelir.O da bir sömürge imparatorluğudur…(s.27-28)
İttihatçılar ve Birinci Dünya Savaşı
  • 1914’ün Temmuz ve Ağustos ayları Avrupa’yı barut fıçısı haline getirmişti…Zaten uzun zamandır kutuplaşmalar başlamıştı.Avrupalı devletlerin siyasi menfaat çatışmaları su yüzüne çıkıyordu.Rusya,Fransa ve İngiltere ittifakı Osmanlı’nın paylaşılmasını Reval Görüşmesi’nde kararlaştırmıştı.İşte bu olay,Türk hükümetini ayaklandırdı.Paylaşılmaktan kurtulmak gerekti; -aslında suçlamamak lazım- İngiltere ve Fransa blokuyla ittifaka girebilmek için çok uğraştılar,ama bugün nasıl reddediliyorsak o zaman da reddedildik…(s.40-41)
  • İttihat ve Terakki,bir talebe cemiyeti olarak Tıbbiye’nin bahçesinde kuruldu.Kuruluşu bir tesadüf değildir çünkü yemin eden kurucular farklı etnik gruplardandı.(s.35)
  • İttihat ve Terakki Cemiyeti 1918’in sonunda kaybedilen savaşın ardından kendini feshetse ve önderleri yurtdışına iltica etse de,Türk siyasi hayatından çekilmiş değildir.(s.42)
  • İttihatçılar bir misyondur ve ittihatçı demek hayatları pahasına dayanışma içinde olan yoldaşlar topluluğu demektir.Yoldaşları ayrılmış olsa dahi,yoldaşların sorumlulukları bir ölçüde devem ederdi…(s.42)
  • İttihatçılar nerede olursa olsun birbirleriyle ilişkileri olan,belirli zamanlarda ortak hareket edebilen bir zümreydi.(s.43)
  •  Cumhurbaşkanımız Celal Bayar,Demokrat Parti’nin baş kurucusudur ama “Benim partim” diye söz ettiği DP değil, İttihat ve Terakki idi ve o Yassıada’da yargılanırken dahi İttihatçıydı…(s.43)
  • İngiltere’ye ısmarlanan zırhlıların gelmemesi,gemi için ödenen miktara el konması,daha önceden Reval Görüşmesi’ni izleyen tepkiler gibi birtakım olaylar kaderi örmeye başlamıştı.Şurası bir gerçek; genç Türkler belki ilk başta haklı görünüyordu,ama haklı ve doğru görünmenin ötesinde doğruya ulaşmak,yani kendine güvenmek ve büyük harp dışında kalarak,ince bir politikayı yönetecek kadrolar bu hükümet çevrelerinde yoktu.Büyük Harp,imparatorluğun yıkımını getirdi.Bugün buna ağıt  yakacak değiliz;imparatorluklar yıkılmak için kurulurlar… (s.43)
  • Büyük Harp’in yaratığı sıkıntılar sadece Türkiye’ye yönelik değildir.Rusya harbe girmek istediği zaman buna hiç hazırlıklı değildi; nitekim savaş başladıktan sonra her üç Rus askerine bir tüfek düşüyordu…(s.44)
  • Cihan Harbi’ni sadece kaybedenler değil,aslında sözde kazananlarda kaybettiler.Dünya değişti ve bu değişen dünya birtakım acıların içinden geçmek zorunda kaldı.Bu acılar neydi? Hayatında ayakkabı giymemiş insanlar orduya girince çizme giymeye başladı.Bunlar nasıl karşılanacaktı?...(s.45)
  • Ama yorgun olan galipler başka yollara tevessül ettiler.Yenilenlerden,maddi ve manevi kayıplarının acısını çıkarmaya kalktılar;çok insafsız bir dizi antlaşma ortaya çıktı.Bunların hepsi Paris’te tezgâhlandı ve bugünkü Paris’in o zamanki banliyölerinde ayrı ayrı antlaşmalar yapıldı.(s.45)
  • Fransa’nın intikamı,Almanya ile imzalanan Versailles Antlaşması ile çıkarıldı…Fakat iş bununla bitmeyecekti,Versailles’in itikamı Compiégne ormanında bir vagondaki mütareke ile alındı; “Alman tarihinin en şanlı zaferi” olarak ilan edildi…(s.46)
  • Avusturya-Macaristan ile Germain Antlaşması imzalandı…Bu antlaşmayla,Avusturya’nın artık hiçbir şey talep edecek hali kalmadı…1938’de ilhak edildi…(s.46)
  • Zavallı Macaristan’la Trianon Antlaşması imzalanmıştı; Hırvatistan,Slovakya,Ukrayna’nın bir kısmı elden çıktı…(s.46)
  •  Nihayet Neuilly Antlaşması ile Bulgaristan,Balkanlar’ın en çok ezilen ve Bulgarların yaşadığı toprakları Romanya ve Yunanistan’a bırakmak zorunda kalan devletçiği oldu.
  •  Türkiye’ye dayatılan antlaşma çok ağırdı.Türklere “Avrupa’da yeriniz yok ve Anadolu’da da kim isterse istediğini sizden alır,kurak Anadolu yaylasının bir tarafına sokulsanız ve İstanbul’da da yaşama hakkı elde etseniz ne nimet!” havasında bir antlaşmadır.(s.46-47)
  • Biz,Cihan Harbi’nde büyük devlet olduğumuzu bir tarafıyla gösterdik,bir tarafıyla da dünyadan bihaber insanların elinde olduğumuzu gördük.Her şeye rağmen Cihan Harbi’nde biz bir vatan ve millet olduğumuzu ispat ettik.Tarihte çok az milletin böyle bir destan yazma kabiliyeti olmuştur.Gelibolu gibi bir olay herkeste görülmez.Hatta asker geçinen memleketlerde bile olmaz bu.Almanların Gelibolu’su var mı ? Yok!...Biz Gelibolu’muzla,Sarıkamış’ımızla,Halep’imizle vatan savunmasını bilen nadir milletlerden olduğumuzu göstermişizdir…(s.48-49)
  • Bu savaşla,Osmanlı büyük kayıplara uğramıştır.Coğrafyamız yerle bir oldu;basit taktiksel hatalar yüzünden,Balkanlar ve Rumeli’deki anavatan topraklarımızı kaybettik.Birinci Cihan Harbi’nde de Halep,Musul ve Antakya’yı kaybettik.En fenası da,bu savaşa girmeseydik Kudüs gibi,Mekke ve Medine gibi yerler elimizde kalabilirdi.Yalnızca imparatorluğumuzu ve topraklarımızı değil,Tanzimat’tan bu yana başlayan kalkınmanın ana unsuru olan insanlarımızı kaybettik…(s.49)
  • Okullar,sınıflar boşalmıştır.O kadar ki daha liseyi bitirmemiş gençler yedek subay olarak alınırken “Dönen olmaz ama eğer olursa,buraya değil doğrudan Darülfünun’a gidin!” denilmiştir.(s.49)
 Milli Mücadele Yılları
  •      Sultan Abdülhamid’in kurdurduğu okullardan çıkan,Mustafa Kemal Paşa,Enver Paşa,Fevzi Paşa,Karabekir Paşa hep bu devrin adamları.Bunlar fevkalade iyi yetişmiş kurmaylardır ve Prusya’daki veya Avusturya’daki subaylardan hiçbir eksikleri yoktur.Sahayı da,silahları da çok iyi tanırlar.Fakat bu şahısların tarih ve iktisada hakimiyeti varken,coğrafya ve dünya siyaseti konusunda vukufları yoktur.Yinede sezgileri vardır ki bu son derece önemlidir.İyi bir meslek eğitimleri,tecrübeleri vardır ve imparatorluğu çok iyi tanırlar.Ne Avusturya subayları,ne Rusya subayları onların yaşadığı tecrübeye sahipti.Bu çok önemli.İngiliz zabiti gezicidir,tetkik eder,her yere gider ama Osmanlı zabîtleri Ortadoğu ve Balkan coğrafyasını tanımakta,tecrübeleri itibariyle İngilizler kadar iyiydi.(s.52-53)
  •      Öncelikle,Mustafa Kemal’in çok daha yoğunlaştırıcı bir zekası vardır.İkincisi ise,şahsi dramı epey etkilidir.Yani çocukluğu,yaşamı,yaşadığı zorluklar…Önce kendi hayatında bir hırs ve yükselme gösterir,ardından bulunduğu milletle kendi kişiliğini yükseltir.(s.54)
  •      Mustafa Kemal’in kritikleri çok önemli.Almanya,Avusturya ve Fransız cepheleşmelerini çok iyi analiz ediyor ve Vahdeddin bunu görüyor.Vahdeddin’in hata yaptığı tek nokta;Damat Ferit Paşa gibi bir adamı iki kere tayin etmesidir.(s.55)
  •      Pontus bölgesindeki ayaklanmayı ancak Mustafa Kemal’in organizasyon ve yönetme kabiliyeti bastırabilir diyerek onu yönlendiriyor.Karadeniz’i kaybetmek gibi bir tehlike var ve bu noktada Vahdeddin’e yönelik baskılar var.(s.56)
  •      Bazıları Vahdeddin’in adete uyuduğunu,hatta devleti sattığını,bazıları da sadece Mustafa Kemal’in vatanı kurtardığını söylüyor ki bunlar iki tarafıyla da abartılmış veya toptancı yorumlar.(s.55)
  •      Mustafa Kemal’de üstün bir adam tanıma yeteneği var.Devlet hayatında ve orduda herkesi iyi tanıyan böyle istisnai insanlar vardır.Bazı kimselerde bu yetenekten yoksundur.Bu iki tip arasında geniş bir yelpaze vardır.Mustafa Kemal bu yelpazenin zirvesidir,kimlere nereye gidebileceğini çok iyi bilir.(s.56)
  •      Anadolu’ya çıkarken yanında olan gruba bakın;mesela,içlerinde Refik Saydam var ki bu adam Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük sağlık bakanıdır,büyük bir teşkilatçıdır.O zamanın kötü şartlarında,bütün sağlıklı unsurların yok olduğu bir dönemde sağlık taraması yaptırmıştır…Bu,Mustafa Kemal’in insanları nasıl tanıdığının bir örneğidir.Diğer isimlerde yine ilgi çekicidir.Örneğin,Mazhar Şevket.Mustafa Kemal bu insanlarla Anadolu’yu dolaşıyor.(s.56)
  •      Mondros Mütarekesi yapıldığı zaman,Mustafa Kemal henüz batılılar tarafından suçlu ve maceracı olarak nitelenmiş değil; iyi bir asker olarak görülüyor.Harp suçlusu değil ve Ermeni meselesine de karışmamış olduğu için hiç göze batmıyor.Kendiside zaten radikal mevzulara hiç karışmamış,gayet yavaş hareket etmiştir.(s.56-57)
  •      Vahdeddin’e gidip kendisini genelkurmay başkanı ve Vahdeddin’in de ordunun başkomutanı olmasını istemiştir.Ama Sultan Reşat gibi değil,gerçekten başkomutan olmasını istemiştir ve kendisi de onun yardımcısı olmayı talep etmiştir.Vahdeddin ise çok zor durumda ve bu konuya çekingen yaklaşmıştır.(s.57)
  •      Bunun gibi,Mustafa Kemal hem karşı tarafa durumu hissettirmiyor hem de kim nerede ne yapabilir biliyor.Kâzım Karabekir Paşa “O beni tanımıyordu ama ben onu tanıyordum” demiştir ama tam doğru değil.Mustafa Kemal’de onu tanıyordu.O onu takip ettiği gibi,o da onu takip ediyor.Zira Doğu mevzilerinin komutanı olacak kadar sağlam ve değerli bir adamı tanımadan edemezdi.Belli ki onun hakkında zihninde dosya tutmuştur.bizim tarihimizde böyle basiretli devlet adamları da vardır,son derece zayıf kişilikler de…(s.57)
  •      Onun (Mustafa Kemal’in) Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti kurucusu olduğu,oradan Selanik’e geçip İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne geçtiği söylenir.Cemiyetteki rolü,kimin ne kadar ağırlık sahibi olduğunun ispatı mümkün değildir ama az çok bellidir.Cemiyet içindeki bazı İttihatçılar diğer küçük grupları gözlemler,kontrol eder,denetler.Mustafa Kemal muhtemelen bu şekilde denetlenmiş ve bir itimat sağlamıştır ama çok erken diyebileceğimiz bir çağda İttihatçı diktasının memleketi selamete götürmeyeceğini anlamıştır… (s.58)
  •      Bazen bizim generallerimize Franco benzetmesi yapıyorlar ki bu çok yanlıştır.Çünkü Franco askerlik bilmez politika bilirdi; bizimkiler ise politika bilmeyip askerlik biliyorlar. (s.58)
  •      19.asırda Yeniçerilik lağvedildikten sonra Cevdet Paşa’nın bir tespiti vardır: “Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması,Rusya’nın askeri teşkilatlanmasını kaldırmasına benzemez.Onların strelitzleri sırtlarında ur iken,bizimkisi kalbimizdeki bir kanser gibiydi ve bu yüzden de etkileri çok şiddetli oldu.” (s.58)
  •      Genç Türkler döneminde,saltanat makamıyla son derece iyi ilişkiler kuran ve son padişahla,daha veliahtlığından itibaren tanışan genç general Mustafa Kemal paşa durumdan istifade etmiştir… (s.60)
  •      Ortada bitkin bir asker sınıf ve bitkin bir halk vardır.Ama Mustafa Kemal ve etrafındakiler artık Anadolu’da bir mücadele yapmaya karar vermişlerdir; zira İstanbul mücadelenin merkezi olamaz.Daha 1918’de,mütarekenin hazin yılında Trakya’da ve İzmir’de Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu.Millet her yerde direniyordu ama bu direnişlerin arasında koordinasyon,yani eşgüdüm yoktu.O eşgüdümü hangi politik deha sağlayacaktı? Ancak arkasında askeri bir başarı ve müspet intibahlar olan bir komutan…(s.60)
  •      Osmanlı hanedanı ananesi,devlet alışkanlığı ve devlet fikri çok eskilere dayanan bir hanedandır.Mukayese yapalım; Sırbistan’da ise iki hanedan ailesi vardır ve sürekli biri diğerini devirerek tahta geçer.Balkan hanedanları ülkeleriyle uyuşamayan küçük hanedanlardır; daimi surette bir aristokrasi yaratmak istemiş,fakat muvaffak olamamışlardır…(s.61)
  •      Türkiye’de ise böyle bir şey olamaz,yani iktidar paylaşan bir soylu sınıfın doğu korunması da mümkün değildir çünkü Osmanlı çok eski ve köklü bir imparatorluktur,devlet ananesi eskidir,devletin varlığı ve onuru,devletin yaşayabilmesi her şeyden önemlidir.Hanedanın son temsilcileri olan Osmanoğulları ve onların çocukları da bu geleneğe sahip çıkmışlardır.Sürgüne gittiklerinde bırakın aleyhte konuşmayı,aleyhte bir faaliyete karışmaları ya da yabancı devletler tarafından kışkırtılmaları dahi varit değildir; böyle bir şey görülmemiş,duyulmamıştır.Çünkü neticede bu devleti,Cumhuriyet’i kuranlar ve yönetenler eski Osmanlı generalleridir,o devletin insanlarıdır.Bu devletle mübarezeye girmek demek,devletle çatışmaya girmektir.Bu sade vatandaş için böyle olduğu gibi,eski hükümdar için de böyledir.Hakan-ı sabık (II.Abdülhamid) ve onun ailesi için de aynı şey söz konusudur ki bu anlayışın hala devam ettiği görülüyor.(s.62)
  •      Mühim olan bu devleti kimin yönettiği ve devletin kendisidir.Aynı durum halk için de geçerlidir.Halkın altı asır boyunca sadık kaldığı hanedan Cumhuriyet’le birlikte gitmiş,idare değişmiş ve yeni bir rejim gelmiştir ama halkta geriye dönük bir özlem yoktur.Bu nedenle,Türkiye’de “Hilafeti getirecekler,”,”Padişahı getirecekler,” gibi sözler sadece fantezidir.Eski monarşilerde monarşist partiler vardır,ama Türkiye’de ne bu türden bir parti ne de böyle bir hareket söz konusudur.Bu türden bir hareket ya da parti kurmak yasak olduğu için değil,yapısal olarak Türkiye’de böyle bir temel yoktur.Devlet dediğimiz şeyin şekli değil,kendisi mühimdir.Mühim olan hükümdar değil,ilahi bir karakteri olan devlettir.(s.63)
  •      “Veliahdı Saltanat” konumunda olan Abdülmecid Efendi Ankara nezdinde istenmiştir ama Abdülmecid Efendi tarafından makul görülmemiştir.Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin de Anadolu’ya geçmesi isteniyor ve şehzadenin karşı talebi ve şartları reddediliyor.Bu noktada,Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Bey’in hatıratını iyi gözden geçirmek lazım;bu hatırat bize bazı ipuçları verebilir.Damat İsmail Hakkı Bey Ankara’ya geçerek Milli Mücadele’ye katıldı.Kendisi hanedana mensup…Burası çok önemli bir noktadır; Meclis hükümeti meşruiyetini böyle bir padişah damadını kabul etmekle de gösteriyor…(s.64)
  •      O dönemde bir takım hükümetler geliyor.Damad Ferit Paşa hükümeti bunların içinde en uzun hükümet edeni olmasa da,en keskin İngiliz taraftarı olan hükümettir.Bu durum,hiç parlak bir zat olmayan Damat Ferit Paşa’dan çok geniş ölçüde nefret edilmesine sebep olmuştur ve bu hükümet hakikaten de aklı başında politikalar yürütmemiştir.Bu yüzden,kurumsal olarak memleket ikiye bölünmüştür…(s.64)
  •      Şu halde söylenecek şey çok açıktır:Cumhuriyet’i kuran hareket gerçek anlamda bir direniş göstermiş ve konumunu hak etmiştir.Nitekim mağlup olan devletlerden hiçbirisi böyle bir direniş göstermedi.O ülkeler galiplerin dayattığı antlaşmaları kabul edip,yeni şartlara adapte olmaya çalışırken,tek direnen Türkiye’dir.Bu direnişi gösteren bir memleket sonunda kendi isteklerinde diretecek ve o direnişi örgütleyip komutayı elinde tutanlar da,haklı olarak,Cumhuriyet rejimine geçeceklerdir.İstanbul’dakinin aksine,aktif olan ve direnen Ankara’daki meclis istediklerini dayatacak ve kabul ettirecektir.(s.64)
  •      Ortada işgal orduları var ve Anadolu’nun bir yerinde insanlar birleşiyor,tüm imkanlarını ortaya koyuyorlar.Büyük bir örgütlenme var.Milli Mücadele’nin büyüklüğünü anlatmak için Osmanlı’yı kötülemeye gerek yok elbette.(s.65)
Buraya yazamadığımız,kitapta sizleri bekleyen diğer bölümler şunlar:

2.Bölüm : Mustafa Kemal Atatürk
 -Türkiye Mareşali
 -Saltanat’tan Cumhuriyet’e Giden Yol
 -Cumhuriyet;Yeni Vatan,Yeni Cemiyet
 -Atatürk’ün Özel Hayatı “İnkılapçının Çocuğu Olmaz!”
 -Dini Hayat ve Düzenlemeler
 -Kemalizm
3.Bölüm : İsmet İnönü Devri
 -“İkinci Adam”
4.Bölüm : Adnan Menderes Devri
 -Cumhuriyet Tarihinin Altın Yılları mı?
5.Bölüm : Karışıklıklar Devri
 -1960’lardan 1980’lere
6.Bölüm : Özal’dan Erdoğan’a
 -1980’lerden 2000’lere
 -Türkiye’de Siyasi Değişim
 -Dış Politika
7.Bölüm : 2023’e Doğru Türkiye / Yüzüncü Yılında Cumhuriyet
 -Nasıl Bir Türkiye?
 -Nasıl bir Cumhuriyet?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

1 yorum:

Bugün bitirdim. Çok güzel bir kitap. Tarih ve siyasetle ilgilenen herkes okumalı. İlber Ortaylı yalnızca tarihçiliğini değil öteki yönlerini de konuşturmuş.

Yorum Gönder