Bir Bedbaht Şehzade: Şehzade Mustafa

Şehzade Mustafa 1515 yılında babası Kanuni Sultan Süleyman'ın şehzadeliği sırasında Manisa'da dünyaya geldi. Annesinin ismi kimi kaynaklarda Gülbahar kimisinde de Mahidevran olarak geçer. Yavuz Sultan Selim Han'ın aniden vefat  haberi geldiğinde (1520) babası Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta geçmek için İstanbul'a gittiği vakit o da yanındaydı. Artık İstanbul'daydılar ve babası tahta oturmuştu.

Şehzade Mustafa'nın balmumu heykeli
Şehzade, sarayda iyi bir eğitim aldı. Dönemin en iyi müderrislerinden dersler alarak kendini iyi yetiştirmişti. Üç veya dört dil bildiği söylenir. Ayrıca babası gibi şiire düşkünlüğüyle tanınır. Muhlisî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Aynı zamanda sarayda iken Büyükannesi Hafsa Sultan tarafından büyük ilgi gördüğü söylenmektedir. 1533 yılında büyük bir merasimle ve 400.000 akçe tahsisat ile Manisa Sancakbeyliğine atandığı kaynaklarda geçmektedir. Annesi Mahidevran Hatun da gelenek gereği oğluyla birlikte sancağa gitmiştir. Kimi kaynaklara 16 kimi kaynaklara göre ise de 18 yaşında Sancakbeyliğine tayin edildiği söylenir. Yabancı elçilerin raporlarında anlattıklarına göre; uzun boylu, esmer bir delikanlı olarak anlatılır. Dinine son derece bağlı olduğu, Cuma namazlarını hiç kaçırmadığı ve hutbeleri bizzat kendisinin okuduğu kaynaklarda belirtilir. Şehzadenin sancakbeyliği süresince kendisine verilen tek vazife Irakeyn Seferi'nde Anadolu'nun korunmasıyla görevlendirilmesidir.

Şehzade Mustafa ve Kanuni Sultan Süleyman İlişkisi:
Şehzade şehirlerinden Manisa'nın konumu
Şehzade Mustafa ile babası Kanuni Sultan Süleyman'ın ilişkileri sancakbeyliğinden itibaren geriliyor denebilir. Sancakbeyliği görevi müddetince Şehzade babasını görmeyi çok istemiş ancak bu istekler genellikle reddedilmiştir. Buna örnek olarak da Irakeyn Seferi sonrası Şehzade'nin, babasını İstanbul'da ziyaret etmek istemesine rağmen reddedilmesi gösterilebilir. Bazı kaynaklara göre bunun sebebi Hürrem Sultan'ın etkisidir. Çünkü diğer şehzadelerin istekleri kabul görmekle birlikte, bazı seferlere onları yanında götürüp Şehzade Mustafa'yı götürmemesi düşündürücüdür. Ayrıca merkeze en yakın sancakbeyliği olan Manisa'dan Şehzade Mustafa'yı alıp yerine önce Şehzade Mehmed'i sonra da Şehzade Selim'i tayin etmesi dikkat çeken hususlardır. Şehzade Mustafa artık Amasya Sancakbeyidir.

 

Şehzade Mustafa'nın Ölümü Öncesi ve Sonrası Yaşananlar:
Kanuni Sultan Süleyman
Şehzade Mustafa'nın ölümü konusu bugün hala tartışılmaktadır. Ancak ağırlıklı olarak öldürülmesinin sebebi Hürrem Sultan'a bağlanmaktadır. Şayet bu görüş doğru ise de bunda şaşırılacak bir durum yoktur. Her anne kendi evladının geleceğini daha iyi görmek ister ve adımlarını bu yönde atmıştır denilebilir. Şehzade Mustafa'nın halkla, askerlerle ve ilim adamlarıyla arasının son derece iyi olması Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa'yı endişelendiriyordu. Hürrem Sultan, kendi çocuklarının istikbalini, Rüstem ise sadaretinin elinden gitme ihtimalini düşünüyordu. Bazı kaynaklara göre Hürrem Sultan harekete geçmiş ve Şehzade Mustafa'yı zehirletmek için Kanuni adına zehirli kaftan yollatmıştır. Lakin bu kaftanı giyen bir köle oracıkta ölmüş ve işin ciddiyeti farkına varılmıştır. 

Hürrem Sultan

Rüstem idari yönden Şehzadenin başarısız olması için gayret göstermekteydi. Dış kaynaklar ve iç kaynakların birleştiği nokta şudur ki, Rüstem Paşa son derece zeki, ileriyi gören ve maddiyatı seven bir adamdır. Şehzade Mustafa'nın hükümdar olması halinde elindekilerin gideceğinden korkmaya başlamış ve entrikalarını yavaş yavaş düzenlemeye başlamıştır. Kaynaklar onun sahte bir mühür kazıtarak, Şehzade Mustafa'nın ağzıyla yazılmış gibi Şah Tahmasb'a mektup yolladığını belirtirler. Bugün bu konu son derece tartışılır durumdadır. Bu durumda da Şehzade hain konumuna düşürülmek istenmektedir. Bu entrikalarla gözden düşürülmek istenen Şehzade Mustafa'yı asıl gözden düşüren olay ise rivayete göre bazı yeniçerilerin şehzadeye itaatte bulunmak için onun çadırına doğru hareket etmeleri üzerine sadrazamın reddetmesi ve yeniçerilerin onu dinlemeyerek şehzadenin yanına gitmeleri sonucu hediyelerle dönmeleridir. Kanuni Sultan Süleyman bunu tehlike olarak algılamıştır. Diğer bir görüş de Peçevi'ye aittir. Ona göre halkın ve askerlerin desteğini alan Şehzade cesaretlenerek, Rüstem Paşanın üzerine gitmek için asker toplamış,tuğ ve alemlerini dikmiştir. Ancak bu rivayeti doğrulayacak bir ipucunun bulunmaması da dikkate değerdir. Mektup olayı sonrası Kanuni Sultan Süleyman'ın kızması sonucu o an ani bir şekilde ölüm kararını alması üzerinde durmak mantıklıdır. Şehzade Mustafa'nın babasına karşı isyan bayrağı açmadığını çoğu kaynak kabul etmektedir. Özellikle gerçekliği tam olarak kanıtlanmamış olsa da Batılı kaynakların belirttiği Şehzade'nin şu sözünün irdelenmesi gerekir: "Eğer babamın benim hayatıma son vermek istediği hakikaten doğru ise, bana vermiş olduğu hayatı gene onun arzusu ile sona erdireceğim." Bu söz Şehzadenin karakterini açıkca ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Şehzadenin mührünün dört bir tarafında da "Tevekküli ala Halıkı"(=Tevekkülüm beni yaratan Allah'adır) ibaresi dikkat çekicidir.

Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi tasviri
Kanuni bu hususlarda durumu değerlendirmiş ve çoğu tarihçi tarafından kabul gören;  Aynı babası Yavuz Sultan Selim'in dedesi Bayezid'i tahttan indirdiği gibi oğlunun da kendisini tahttan indirmesinden korkmuştur ve bu kararı almıştır. Safevilerle işbirliği demek her iki taraftan iç ve dış tehlike demekti. Artık kötü son yakındı. Sefere katılmak için harekete geçen Şehzade Mustafa babasının bulunduğu ordugahın yönünde ilerler. 6 Ekim 1553 de oraya varır.Uzun zaman sonra ilk kez babasının huzuruna çıkacak ve herkesin önünde babasının huzurunda el öpecektir. Merasim halinde babasının çadırına doğru hareket eden Şehzadeden bir çavuş kılıç ve hançerini ister. Bu geleneklere aykırı bir olaydır. Ancak o aldırış etmeden silahlarını teslim eder. Çünkü suçu olmadığını kendisi de bilmektedir. Rivayete göre oraya gitmeden önce İkinci Vezir Ahmed Paşa kendisine haber göndermiş ve babasının otağına girmemesini bildirmiştir. İçeri girdiği andan itibaren rivayetlere göre 5 yada 7 celladın saldırısına uğradı. Şehzadeyi boğanların Sarayda Maktul İbrahim Paşa'yı boğanlar olduğu rivayet da edilir. Direnen Şehzadeyi Zal Mahmud Ağa adındaki saray görevlilerinden biri devirerek boynuna kement geçirildi ve hünkarın emri yerine getirildi. Bu yüzdendir ki  Mahmud Ağa'nın lakabı Zal'dır. Şehzadenin güvenliğinden sorumlu kişiler de oracıkta öldürülürler.

Şehzadenin ölümü derin etkiye sebep olacaktır.Halk ve askerler kedere boğulacak, yemeden içmeden kesileceklerdir. Aynı zamanda Şehzadenin oğlu hakkında da idam kararı alınmış ve uygulanmıştır. Şehzadenin ölüsü ibret olması maksadıyla çadır dışına atılmıştır. Bugün onun ölümü halen tartışma konusudur. Naaşı daha sonra Bursa'ya nakledilmiştir. Ölümünden sonra bir çok şair Kanuni Sultan Süleyman aleyhine hicviyeler yazmışlardır. Bunlardan en meşhuru Taşlıcalı Yahya Bey'in mersiyesidir:
Meded meded bu cihânın yıkıldı bir yanı
Ecel celâlileri aldı Mustafa Hân'ı
Dolundu mihr-i cemâli bozuldu erkânı
Vebâle koydular âl ile Âl-i Osman'ı.
                                                                                                                

Şehzade Mustafa'nın Bursa'daki türbesi
Oğuzhan Can-Tariheyolculuk.org


Kaynaklar:
1.J.Von Hammer,Osmanlı İmparatorluğu Tarihi,İlgi Kültür Sanat Yayınları,İstanbul,2007
2.Ahmet Atilla Sentürk,Kanuni Hicviyesi,Timaş Yayınları,İstanbul,2009

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder