Olumsuz Sıfatlar Tahtası:Türk

Avrupa'da 15. ve 16. yüzyıl vakanüvislerine göre Türk, başka sıfatlara ihtiyaç duyulmadan tanımlanabilecek bir düşmandır. Yine de ona sayısız sıfat atfetmekten geri kalınmayacaktır. Türklerin saldırgan savaşçılar olarak portrelendirilmesi, Avrupa'nın kafasındaki İslam-Türk-Savaş üçgeninin temel taşı olmuştur. Türk imgesi tamamen küçümseyici kavramlarla örülmüştür. "Vahşi Türk milleti" belki de bu devir kaynaklarında en çok tekrarlanan tamlamadır.  

Türkler artık dinî, ahlakî ve psikolojik alanlarda İber Yarımadası'nın ilgi alanı içine kadar girmiş durumdadır. Sevilla'dan yola çıkarak Kutsal Topraklar'a giden İspanyol din adamı Francisco Guerrero'nun atlı bir Türk'ü tasviri, Türklerin vahşi hayatın içinden gelen savaşçılar olarak tanıtılmasına iyi bir örnek teşkil eder:

Roma şehrinden getirdiklerimizi yerken atlı bir Türk belirdi. Atından inmeden ona elimle uzattığım yemeği yedi. Ben de onun yapılı bedenine ve savaşa uygun yapısına, zarafetine baktım bu arada. Bir mızrak, cimitarra, arkebüz, yay, oklar ve içinde sekiz adet çakı olan bir sopa, hançer ve çekiç taşıyordu. Bana kalırsa on tane düşmanla başa çıkar hatta onları öldürebilirdi bile.
Kanuni'nin 1532 Alman Seferi'yle aynı yıl yazılan Libro Ulamado Antialcoran (Kuran Karşıtı Kitap) adlı eserde ise Türk'ün bir barbar olarak tablosu başka şekilde sunulur:
Eğer Türklere bakacak olursanız bunları beter bir hâlde görürsünüz. İnanç yoksunu, kanunsuz, kibirli, barbar, şehvetli, hayvanî, hırsız, katil, gaddar; sanattan ve dürüst bir hayat düzeninden yoksun, Tanrı korkusu olmayan, kanunsuz, edebiyattan ve bilimden yoksun insanlardır, kan ve savaş dostudurlar.
Bernardo Pérez de Chinchón
İspanyol Altın Çağı'nın en önemli eserlerinden birinin altına imza atan, İspanyolca sözlüklerden belki de en önemlisini yazan Sebastian de Covarrubias'ın Türk tanımı, hem onun gibi bir ilim ve din adamının görüşlerini yansıtması, hem de Türklerin sözlük terimleriyle nasıl ölümsüzleştiğini görmek açısından ilginçtir.
Bu millet -dünyanın büyük bir kısmına hükmettiği için- gereğinden fazla bir şekilde meşhur oldu. Bunlar alt tabakadan insanlardır ve kötü alışkanlıkları vardır, çalıp çırparak ve başkalarına kötü davranarak yaşarlar.    
Türk gerçekten de sistematik olarak şiddet, vahşet, kötülük, zalimlik ve hırsızlıkla özdeşleştirilmiştir. Klasik "düşman" tanımından çok daha fazlası yönlendirilmiştir ona. Floransalı Landucci, 1502 yılında Cesare  Borgia'nın birlikleri için, "Türkler gibi davranıyorlar, köyleri yakıp ateşe veriyorlar, kadınları ve kızları alıp götürüyorlar." demiştir. Aynı şekilde yine, VIII.Henry'nin sarayındaki bir Alman büyükelçi bütün Latin güçlerinin Venediklilere karşı birlik olması gerektiğini belirtirken onları "alçaklar" olarak tanımlıyor ve "Türklerden de beter" olduklarını söylüyordu. Türklerin güvenilmez insanlar oldukları ise okuru usandıracak kadar çok tekrarlanır. Yeni Don Juan adlı komedisinde Adelardo Lopez de Ayala, kahramanı Gil'in ağzından şunları söyler:
Bu beni küçük düşürmekten başka bir şey değil. Bana güvenmemesi bir hakaret. Ben Türk müyüm ki?                                                                                                 
1579'da Avrupa'da çizilen bir Türk gravürü.
Özellikle İnebahtı için yazılan şiirlerde kafiyeye önem veren şairler için yeni bir söylem çıkmıştır ortaya: "Turco-assassion-cane-eretico" (Türk, katil, köpek, din sapkını). Kibir ve zulüm ise zaten alışılageldik öğelerdir. Bunun yanı sıra Türklerin ta en başından beri zayıflık ve korkaklıktan faydalanarak yayıldıkları iddiaları ile fırsatçı olarak gösterilmeleri söz konusudur. Nefret ve hakir görmeyle birlikte gelen tüm kötücül duygular, ortaya korkunç bir Türk profilinin çıkarılmasını sağlar. Sahneye zorba ve despot olarak çıkarılan Türkler için 1597'de basılan bir başka İngilizce metin de şöyle der: "Adlarının korkusundan şimdi neredeyse zayıf ve geriye sadece parçaları kalmış krallıkları ve devletleri ile Batının hükümdarlarını titretiyor ve muzaffer güçlerinin korkusuyla ortalığı kasıp kavuruyorlar." Richar Knolles 1603'te okurla buluşan Türklerin Genel Tarihi adlı eserinde "herkes tarafından tanımasının gerektiğine" inandığı için bu eseri kaleme aldığını açıklıyordu...
KitapVitrini
Kuşatan, kapıya dayanan, ele geçiren, muzaffer, hükmedici, kibirli ve mağrur... Akıllı, muhteşem, disiplinli, kararlı, acımasız ve hoşgörülü...
Tüm bu kavramların, Avrupa'da aynı ortak düşman için, yani Türkler için telaffuz edildiğini ve "korku"yla örülü bir "literatür" oluşturulduğunu düşünürsek, tarihi amneziye direnen, kolay kolay silinemeyecek, bir korku türü çıkıyor karşımıza: Türk korkusu!Elinizdeki kitap, klasik "yabancı korkusu"nun çok ötesine geçen bir ruhsal-siyasi durumun, XVI. yüzyıl Avrupası'nda nasıl yaratıldığını, hangi araçlarla yayıldığını ve popülerleştirildiğini inceleyen, kısacası Avrupa'da hüküm süren/sürmekte olan çok özel bir korku türünü hikâye eden bir çalışma. Üstelik, bizzat korkuyu yaşayanların, "korkanların" ağzından... kaleminden...


BİBLİYOGRAFYA
■ Özlem Kumrular, Türk KorkusuDoğan, İstanbul 2008.
■ Özlem Kumrular, İslâm KorkusuDoğan, İstanbul 2012.
■ Özlem Kumrular (Ed.), Dünyada Türk İmgesiKitap, İstanbul 2005.
■ Leyla Coşan, Tanrım Bizi Türklerden KoruYeditepe, İstanbul 2012
■ Leyla Coşan, Kıyamet Alâmeti TürklerYeditepe, İstanbul 2012.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder