Abdülaziz'in Sırlarla Dolu Ölümü

Sultan Abdülaziz
Tanzimat döneminin ikinci padişahı olan Sultan Abdülaziz de bir darbe ile devrildi.Darbeyi yapanlar,Beşinci Murad'ın hastalığı dolayısıyla Abdülaziz'in hayatta kalmasının kendileri için tehlike olacağını düşünüyorlardı.Bu yüzden Sultan Abdülaziz'i öldürtüp,intihar süsü verdiler.
Sultan Abdülaziz,1861'de,31 yaşında Osmanlı tahtına geçti.Osmanlı Devleti,bir süredir yeni hamleler yaparak yeniden güçlenmeye çalışıyordu.Abdülaziz'in ağabeyi Sultan Abdülmecid,1839'da Tanzimat Fermanı'nı ilan ederek Osmanlı Devleti için modernleşme ve güçlenme yolunu açmıştı.Tanzimat döneminde bir çok reform yapılmıştı.Ama diğer yandan,1854'te başlayan dış borçlanma,devlet için büyük bir tehlike hâline gelmişti.
İşte Sultan Abdülaziz 1861'de padişah olduğunda,herkes kendisinden çok şey bekliyor,özellikle de ülkeyi dış borçlanmanın getirdiği bataklıktan kurtarması isteniyordu.Sultan,bu amaçla bir çok icraatta bulundu.Önemli demiryolları yatırımları yaparak ülke ekonomisini kalkındırma çabası içine girdi.Bu dönemde,dünyadaki teknolojik gelişmelere bağlı olarak,yelkenli gemilerin yerini buharlı ve zırhlı savaş gemileri almaya başlamıştı.Sultan Abdülaziz bu fırsatı değerlendirerek güçlü bir donanma oluşturdu.Döneminde Osmanlı Devleti İngiltere'den sonra dünyanın ikinci büyük donanmasına sahip oldu...
İşler bozuluyor
Sultan Abdülaziz icraatlarını yaparken,iki önemli devlet adamı,Âli ve Fuad Paşalar her bakımdan padişaha yardımcı oldular.Bir konuda başarılı olunamamıştı.Ülkenin dış borçları ödenemez hâle gelmişti.1868'de Fuad Paşa'nın 1871'de ise Âli Paşa'nın ölümünden sonra Sultan en önemli destekçilerinden mahrum kaldı.Yeni sadrazam Mahmud Nedim Paşa,seleflerinin boşluğunu doldurabilecek kabiliyette değildi.
1871'den sonra Sultan Abdülaziz için işler kötüye gitmeye başladı.Yeni Osmanlılar muhalefetlerini şiddetlendirerek,meşrutiyet taleplerini giderek daha fazla duyurmaya başladılar.Devlet adamları arasında Abdülaziz aleyhtarları çoğalmıştı.Serasker Hüseyin Avni Paşa,Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa,Adalet Bakanı Midhat Paşa,Şeyhûlislam Hayrullah efendi,Denizcilik Bakanı Kayserili Ahmet Paşa,Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa Abdülaziz aleyhtarlığında ön plana çıkarak,aralarında bir cunta oluşturdular.Sonunda 30 Mayıs 1876'da darbeyle Abdülaziz tahttan indirildi.Yerine 5.Murad padişah oldu.
Endişenin kıskacında
Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonraki birkaç gün kendisi için tam anlamıyla bir felaket oldu.Önce ailesi ile birlikte Topkapı Sarayı'na gönderilip orada yaşamaya zorlandı.Topkapı Sarayı eski sultana Osmanlı Padişahlarından bazılarının maruz kaldıkları kanlı akıbetleri hatırlatıyordu.Asrın başlarında Üçüncü Selim ve Dördüncü Mustafa sarayda feci surette öldürülmüşlerdi.İşin garip tarafı,Üçüncü Selim'in öldürüldüğü daire şimdi Sultan Abdülaziz'e tahsis edilmişti.
Gururlu ve hisli bir kişi olan Abdülaziz,Topkapı Sarayı'na ihtilalciler tarafından öldürülmek için getirildğine inanıyordu.Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın kendisine karşı beslediği korkunç kin inancını daha da pekiştiriyordu.Annesi Pertevniyal Valide Sultan'a,ümitsizlik ve hiddet içinde: "Beni Sultan Selim gibi burada bitirmek isterler.Bundan sonra benim hayatım fitne sebebidir.Bana bir parça zehir bulamaz mısınız?" diyordu.Diğer taraftan,Topkapı Sarayı'ndan uzaklaşabilirse kendisine musallat olan ölüm korkusundan da kurtulabileceğini düşünüyordu.Bu amaçla Beşinci Murad'a bir mektup yazarak Topkapı Sarayı'ndan başka bir saraya naklini istedi.Abdülaziz,Beşinci Murad'ın emriyle 2 Haziran 1876 Cuma günü Ortaköy'deki Feriye Sarayı'na nakledildi.
Sultan'ın 1863 tarihli fotoğrafı.
Fakat Sultan,burada da ölüm korkusundan kurtulamadı.Sarayın hemen karşısındaki sahilde,Kuzguncuk'ta Hüseyin Avni Paşa'nın yalısı bulunuyordu.Hüseyin Avni Paşa'yı düşünmek ölümü hatırlamakla eş anlamlı idi.Abdülaziz'in Feriye Sarayı'ndaki karşılanışı da korkularını artırmıştı.Devrik padişah sarayın bahçesine geldiğinde nöbetçi asker süngüsünü sultanın karnına doğru tutmuştu.Bu duruma son derece sinirlenen Abdülaziz "Galiba beni tanımıyorsun!" dediğinde,asker "Tanıyorum ama ne yapayım emir böyledir." diye cevap vermişti.
Morali iyice bozulan Abdülaziz sarayın merdivenlerinden çıkarak odasına gitmişti.Ertesi Cumartesi günü Valide Sultan oğlunun odasına uğradı.Abdülaziz pencereden sarayın bahçesine bakıyordu.Bahçede bulunan iki subay Abdülaziz'in baktığını gördükleri hâlde son derece laubali bir takım hareketler yapıyorlardı.Bu durum Abdülaziz'in moralini iyice bozmuş,kendisine bir kötülük yapılacağına tam anlamıyla kanaat getirmişti.Düşüncelerini annesi ile paylaştı.Annesi sultana moral vermek için: "Ne merak ediyorsun,azil erkekler içindir,biz de elbette bir surette geçiniriz." dedi.Abdülaziz teselli bulacak gibi değildi. "İki padişah bir memlekette olur mu?Beni tahtımdan indirmeleri elbette öldürmek içindir." diye  annesine cevap verdi.Aslıdna Valide Sultan da oğlunun öldürülmesinden endişe duyuyordu.Fakat yine de:"Tanzimat'ın ilanından sonra böyle olaylar artık meydana gelmiyor.Merak edilecek bir şey yoktur.Allah'a tevekkül edin" diyerek oğlunu teselli etti.Abdülaziz kızgın bir şekilde: "Ne olacağını yakında görürsün!" dedi.
Bundan sonra Pertevniyel Valide Sultan kendi odasına geçti.Gerginlik valide sultanın da sinirlerini germişti.Odasında iken fenalık geçirip bayıldı.Olayı duyan Abdülaziz annesini öldü zannetti.Daha sonra Valide Sultan ayıldı ve oğlunun odasına gitti.Sarayın bahçesinin askerle kaynadığı bu sıralarda oda kapısında duran iki adam: "Şimdi mi girelim,yoksa sonra mı girelim?" diye birbirleriyle konuşmakta idiler.Valide Sultan meydana gelecekleri görür gibi olmuştu.Eski padişahı öldürmenin hazırlıkları yapılıyordu.Fakat oğluna bir şey söylemedi.
Cumartesi günü Pertevn,yaş Valide Sultan saat dörde kadar oğlunun yanından ayrılmadı.Daha sonra kendi odasına gitti...
İşte ne olduysa o günün gecesinde oldu.Ertesi gün,yani 4 Haziran Pazar sabahı,Abdülaziz'in odasına gelenler eski padişahı bilekleri kesilmiş olduğu hâlde kanlar içinde yerde buldular.Bir anda çığlıklar yükseldi...Saray halkı dışında,olay yerine ilk gelen kişilerden biri de ilginç bir şekilde Hüseyin Avni Paşa idi.Paşa,sarayın tam karşısındaki yalıda bu anı beklemişti.Nitekim çığlıkları duyar duymaz beş çifteli kayığına atladığı gibi saraya gelip,duruma el koyarak,etrafa emirler yağdırmaya başlamıştı.Kadınları susturan Hüseyin Avni Paşa,sonra da cenazenin sarayın yakınındaki karakola taşınmasını emretti.
Karakolda cereyan eden gelişmeler de ilginçti.Hüseyin Avni Paşa,Abdülaziz'in cesedini erlere mahsus yataklardan birinin üzerine koydurup,pencereden kopardığı bir perde ile de üstünü örttürdü.Bundan sonrra devlet adamlarına ve doktorlara haber gönderdi.Çağrılan 19 doktor,karakolda bulunan Abdülaziz'in cesedini muayene etti.Fakat bu muayene biraz garip bir şekilde cereyan etmişti.Doktorlar vücudun her tarafına bakmak istediklerinde Hüseyin Avni Paşa doktorlara engel olarak, "Bu cenaze Ahmet Ağa,Mehmed Ağa değildir,bir pahişahtır.Her tarafını açtırıp size gösteremem." diyerek genel bir muayene yapılmasının önüne geçmişti.Dolayısıyla,doktorlar sadece Abdülaziz'in kesik bileklerine bakarak rapor hazırladılar.
Doktorların raporlarına göre,Sultan Abdülaziz bilek damarlarını kesmek suretiyle intihar etmişti.Zaten doktorlar muayeneye başlamadan önce kendilerine olayın intihar olduğu ve ne şekilde cereyan ettiği hakkında bilgi verilmişti.Abdülaziz'in hizmetinde bulunan kişilerden Fahri Bey'in anlattığına göre,intihar güya şu şekilde olmuştu: 


"Abdülaziz Pazar sabahı annesinden sakalını düzeltmek için bir makas ve bir aynı istemiş,sonra herkesi odasından çıkartarak yalnız kalmış,bu esnada makas ile bileklerinin damalarlarını keserek intihar etmişti.Bir müddet sonra cariyeler odanın kapısını vurdukları hâlde içeriden cevap alamayınca Valide Sultan'ın emriyle kapı kırılmış ve odaya girenler Abdülaziz'i kanlar içinde,bir hasır üzerinde uzanmış bir hâlde bulmuşlardı.Yanında damarlarını kestiği makas duruyordu."

Olay gerçekten inhitar mıydı?
Her ne kadar resmi makamlar ve doktorlar Abdülaziz'in intihar ettiğini açıklamışlarsa da,açıklama kimse tarafından inandırıcı bulunmamıştı.Herkes olayın bir cinayet olduğu kanatinde idi.Daha birkaç gün önce bir darbe yapılmıştı.Darbeciler bir anda ülkenin kaderine hâkim oldukları gibi,istedikleri kararı alacak ve istedikleri icraatı yapacak konumda idiler.Dolayısıyla,ihtilalin klasik mantığı işlemiş,darbeyi yapanlar,tahttan indrdikleri padişahı,ileriki günlerde kendileri için tehlike arz etmemesi bakımından ortadan kaldırmayı tercih etmişlerdi.
Sultanın eşyaları yağmalandı
Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra Dolmabahçe Sarayı'nda bir yağma hadisesi de meydana gelmişti.Bir yağma da ölümünden sonra yaşandı.Feriye Sarayı yağmalandı.Hatta iş o derece ileri gitmişti ki,Pertevniyal Valide Sultan'ın kulağındaki küpeler ve parmağındaki yüzük bile zorla alınmış,zavallı kadın baygın bir hâlde karakol meydanında bırakılmıştı.
Hüseyin Avni Paşa
Çerkez Hasan Sultan'ın intikamını alıyor
Hüseyin Avni Paşa,herkes tarafından Abdülaziz'in ölümünden başlıca sorumlu kabul ediliyordu.Paşa,aynı zamanda tek adam gibi hareket ediyor,diğer devlet adamlarını parmağında oynatıyordu.Meşrutiyet'in ilanı konusunda da hiç acele etmiyordu.Bu ortamda Çerkez Hasan olayı meydana geldi.Çerkez Hasan,Abdülaziz'in üçüncü eşinin akrabası bir subaydı.Abdülaziz'in başına gelenleri kesinlikle hazmedememiş ve intikam almayı kafasına koymuştu.Bu yüzden Abdülaziz'in ölümünden 12 gün sonra Bakanlar Kurulu toplantısını basarak,Hüseyin Avni Paşa'yı öldürdü...
II.Abdülhamid olayın araştırılmasını emrediyor
Bundan sonra Abdülaziz'in öldürüldüğü veya intihar ettiği konusundaki tartışmalar kesildi...Tüm bunlardan 5 yıl sonra Maliye Bakanı Mahmud Celaleddin Paşa,Sultan II.Abdülhamid'e bir tezkere göndererek Abdülaziz'in katledilmiş olduğunu ileri sürdü.İddiasını o dönemde sarayda görevli olan Pervin Felek adlı kadının ifadesine dayandırıyordu.Bunun üzerine II.Abdülhamid'in emri ile olayın araştırılmasına başlandı.Yıldız Sarayı'nda bir mahkeme kuruldu.Mahkeme de sanık konumunda bulunan kişiler şunlardı:Beşinci Murad'ın annesi Şevkefza Sultan,Abdülaziz dönemi saray görevlilerinden Arzuniyaz Kalfa,eski sadrazamlardan Mütercim Rüştü ve Midhat Paşar,eski Tophane Müşiri Damat Mahmud Celaleddin Paşa,Sultan Murad'ın eniştesi Damat Nuri Paşa,Sultan Abdülaziz'in yardımcılarından Fahri Bey,Namıkpaşazade Ali Bey,Albay İzzet Bey,Binbaşı Necip Bey,Yozgatlı Pehlivan Mustafa,Cezayirli Mustafa Pehlivan,Boyabatlı Hacı Mehmed Ağa.
Bunlar arasında Pehlivan Mustafa,Cezayirli Mustafa ve Hacı Mehmed Abdülaziz'i öldürmekten suçluydular.Diğerleri ise cinayete azmettirmek veya yardımcı olmak gibi suçlarla itham ediliyorlardı.Cinayetin baş sorumlusu olarak görülen Hüseyin Avni Paşa daha önce öldürüldüğü için sanıklar arasında yer almıyordu.
Sorgulama sürdükçe,bir yandan da Abdülaziz'in ölümündeki bilinmeyenler açığa çıkıyordu...Abdülaziz'in öldürülmesi,cuntacılarla Beşinci Murad'ın annesi Şevkefza Sultan arasında kararlaştırılmıştı.
Bu amaçla,yeni padişahın emektar adamlarından Cezayirli Mustafa Pehlivan,Yozgatlı Pehlivan Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan yüzer lira gibi son derece yüksek ücretlerle,güya Abdülaziz'i korumakla görevlendirilmişlerdi.Bu arada Abdülaziz'in özel hizmetini görmesi için sadece Fahri Bey bırakılmış,diğer görevliler saraydan uzaklaştırılmışlardı.Fahri Bey de cuntanın adamı idi.Ayrıca,Binbaşı İzzet ve Necip,Kolağası Ali Beyler önceden elde edilmişlerdi.
Adım adım cinayet anı:
Cinayeti işlemekle görevlendirilen pehlivanlar Cumartesi'yi Pazar'a bağlayan geceyi karakolda geçirdikten sonra sabaha karşı Fahri Bey tarafından Feriye Sarayı'na alınmışlardı.Saraya girerken Fahri Bey Yozgatlı Mustafa Pehlivan'a beyaz saplı keskin bir çakı vermiş,karakol subaylarından Ali ve Necip Beyler de beraber gelmişlerdi.Reyhan ve Rakım isminde iki harem ağası da etrafı kolluyordu.
Katiller odaya girince Fahri Bey,Sultan Abdülaziz'in şaşkınlığından istifade ederek üzerine atılmış ve kullarını arkadan tutmuştu.Cezayirli Mustafa ve Boyabatlı Mehmed de Abdülaziz'in dizlerine oturmuşlardı.Bu sırada Yozgatlı Mustafa Pehlivan elindeki çakıyla padişahın ilk önce sol kolunu,daha sonra da sağ kolunun damarlarını kesmişti.İçeride cinayet işlenirken Necip ve Ali Beyler de oda kapısını tutuyorlardı.İşlerini bitiren katiller kapıdan çıktılar.Cezayirli Mustafa Pehlivan pencereden kaçmıştı.Bir süre sonra odaya gelen cariyeler,saraylılar ve Pertevniyal Valide Sultan feryada başladıklarında,padişah henüz sağ olmakla beraber konuşacak durumda değildi.
Bundan sonra Hüseyin Avni Paşa derhan saraya gelmişti.Olay sırasında sadrazam olan Mütercim Rüştü Paşa'nın ifadesine göre,Sultan Abdülaziz Hüseyin Avni Paşa tarafından karakola getirildiğinde henüz ölmemişti.Hatta doktorlar geldiğinde bile Abdülaziz hayat belirtileri gösteriyordu.Fakat Hüseyin Avni Paşa'dan korkan doktorlar bileklerden akan kanı durdurmaya ve tedaviye yönelik herhangi bir şey yapamamışlardı.Abdülaziz'in o şekilde ne kadar can çekiştiği bilinmese de,karakolda yatırıldığı yatağın üzerinde gözlerini Avni Paşa'ya dikerek vefat ettiği anlaşılıyordu.
Sultan Abdülaziz'in cesedini yıkayan imamların ifadeleri de padişahın bir cinayete kurban gittiğini gösteriyordu.Sultanahmet Camii İmamı Ömer Efendi,yıkama sırasında Abdülaziz'in sadece kollarından değil kalbinin üzerinden de kan aktığını söylemişti.Ayrıca,cesedin de henüz soğumadığını ifade etmişti.Sürekli kan aktığından ceset iki defa yıkandığı hâlde gusül tamamlanamamıştı.Bu sebeple kanı durdurmak için kolları bez ile bağlanıp abdest aldırılmıştı.Yıkama hizmetinde bulunan diğerlerinin ifadelerine göre de cesedin sol memesindeki morluktan başka iki dişi kırık ve sakalın sol tarafı yoluk idi.
Sanıklar suçlu bulundu
Bütün ifadeler alındıktan sonra mahkeme,29 Haziran 1881'de sanıkları suçlu buldu.Buna göre cinayeti işleyen Cezayirli Mustafa Pehlivan,Yozgatlı Pehlivan Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivanlar ceza kanununun 170.maddesine göre idama,fiilen iştirak ettikleri anlaşılan Midhat,Mütercim Rüştü,Mahmud ve Nuri Paşalarla Ali ve Necib beyler ceza kanununun 45. ve 170. maddelerine göre yine idama,Seyyid ve İzzet Beyler 175.maddeye göre onar sene küreğe mahkûm edildiler.Midhat Paşa kararı temyiz mahkemesine götürdü.Fakat temyiz mahkemesi de cezaları onayladı.
Abdüldamid'den ilginç karar 
Bundan sonra İkinci Abdülhamid,Yıldız Sarayı'nda devlet adamlarından oluşan 25 kişilik bir heyet topladı.Burada idam cezalarının uygulanıp uygulanmaması gerektiği tartışıldı.Katılanlardan on beş kişi idamların yerine getirilmesini,on kişi ise cezaların hafifletilmesini istedi.İdamların onaylanmasını isteyenler arasında Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa da vardı.Paşa kararın uygulanmasının hukukun gereği olduğunu söylemiş,aynı zamanda ibret olması açısından da idamların yerine getirilmesini istemişti.Ancak son karar merci olan İkinci Abdülhamid bambaşka bir hükme vardı.Bütün idamları müebbet küreğe çevirdi ve mahkûmların cezalarını Taif'te çekmelerine karar verdi.28 Temmuz 1881'de,başta Midhat Paşa olmak üzere,kürek mahkûmları İzzeddin vapuruyla Taif'e gönderildiler.

Kaynak: Prof. Dr. Vahdettin Engin,Kurtlar Sofrasındaki Osmanlı,Yeditepe Yayınevi,s.341-352

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder