Sevr'i Çürüten Antlaşma: Lozan

Kurtuluş Savaşı kazanılmış ve Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğu Trakya TBMM yönetimine bırakılmıştı. Kazanılan hem askeri hem de siyasi zaferler İtilaf Devletleri'ni bir barış antlaşmasına mecbur kılmıştı ki bunun için yeterli sebepler de vardı. Batı cephesinde İngiliz güdümüyle ilerleyen Yunan güçleri yenilmişti. Bunun yanında İngiltere ve Fransa'da yaşayan sivil halk da artık savaşın zorlu koşullarından bıkmış ve yönetimi artık barışa zorlamaktaydı.  

Türk tarafı ise barış görüşmelerine gidecek kurulu yavaş yavaş tartışmaya başlamıştı bile. Bu tartışmalar genellikle dönemin Dış İlişkiler Bakanı  Yusuf Kemal Bey ile Başbakan Rauf Bey arasında gidip gelmekteydi. Rauf Bey ilk dönemlerinde istemsiz gibi gözükse de sonradan Lozan'a gitmeyi o da istemiştir. "Mondros'u imzalayan paşa" olarak bilinmesi onu hep rahatsız etmiş ve bu imajını Türk Milleti karşısında düzeltmek istemesi bunun en önemli sebeplerinden olmuştu. Yusuf Kemal Bey ise uzun süre dışişleri bakanlığı yapmış bir diplomattı. Kurtuluş Savaşı döneminde Sovyet yardımı için ne denli yoğun bir çalışma yaptığı da biliniyordu. Bu gibi yönleri Yusuf Kemal Bey i bir adım önde gibi gösteriyordu.

Mustafa Kemal ise bu iki değerli diplomat yerine Batı Cephesi komutanlığı yapan ve Mudanya da gösterdiği başarısıyla ünlenen İsmet Paşa'yı, Lozan'a gidecek kurula başkanlık yapması için düşünüyordu. Gazi, bu önemli süreçte başarısını gerek cephede gerekse masada kanıtlamış olan İsmet Paşa'ya daha çok güveniyordu. Bu güvenin yanında cepheden beri yanında olması nedeniyle, onunla daha iyi çalışabileceğini düşünmesi de söz konusudur. Ayrıca Mustafa Kemal, Rauf Bey'i Batılı diplomatlar karşısında kendi tezini savunacak bir yapıda görmüyordu. İsmet Paşa onun aksine daha iradeli ve dik bir duruşa sahipti. Bu gibi özellikler Mustafa Kemal'in gözünde İsmet Paşayı hep bir adım önde tutuyordu.

Lozan Heyeti
Sonunda Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarıyla fikir alışverişinde bulunduktan sonra Lozan'a gidecek kurula başkanlık edecek kişinin İsmet Paşa olduğunu açıkladı. Artık gereken adımlar birer birer atılmaya başlandı. Yusuf Kemal Bey, büyük bir olgunlukla önce görevinden istifa etti ve İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. Bu yer değişikliği ile Lozan'a gidecek kurula başkan olarak İsmet Paşa görevlendirildi. Kurul için seçilen kişiler de alanlarının önemli kişileri olarak seçilmiştir. Bunlar arasında iktisat konusunda uzman olan Celal (Bayar) ve Yahya Kemal (Beyatlı) gibi önemli kişiler İsmet Paşa'ya yolculuğunda eşlik edeceklerdi.

Kurul 11 Kasım 1922 akşamı Lozan'a geldi. Öteki devletler ise henüz gelmemişti. İsmet Paşa bu boşlukta gazetecilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı ve onların sorularını cevaplamaya çalıştı.
Bir İngiliz gazeteci; İstanbul Hükümeti'nin bu konferansta yer alıp almayacağını sordu. Oysa Osmanlı Saltanatı 1 Kasım günü ortadan kaldırılmış, Saltanat dönemi sona ermişti. Şimdi, bütün bunlar bilinirken bu soruyu sormanın anlamı neydi? İsmet Paşa, bu soruyu bir tuzak olarak kurgulayan gazetecinin gözlerine bakarak  son derece açık ve kararlı bir ses tonuyla yanıt verdi:"Artık Bâb-ı Âli yoktur."
Bu tür sorular sonunda 20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan kentindeki Mont Benon'da ilk görüşmeler başladı. İlk konuşmayı İsviçre Konfederasyonu Başkanı Habb yapmış ve son cümlesini: "Yeryüzünde iyi niyetli kimselere selam!" diyerek bitirmiştir. Habb'dan sonra İngiltere'yi temsil eden Lord Curzon ve arkasından İsmet Paşa evrensel barış için bazı söylemlerde bulunmuşlardır. 

Sevr'e göre "Büyük Yunanistan"
Konferansta Yunanistan'ı Venizelos, İtalya'yı Garroni, Fransa'yı Barroni ve son olarak İngiltere'yi de Lord Curzon temsil ediyordu. Bütün devletler ilk olarak kendi çıkarlarını hesaplıyordu. Türkler Mudanya'yı Batılı güçler ise Sevr ve Mondros'u kendilerine yakın görüyordu. Bu doğrultuda işler hiç de olumlu yönde ilerleyemedi. Türkler kazandığı askeri zaferler doğrultusunda masada da aynı başarıyı göstermeye çalışırken emperyalist güçler her zamanki gibi sömürge olarak gördüğü topraklarını kaybetmemeye çalışıyordu. 

Ekim Devrimi'nden sonra başa geçen Sovyetler ise Batılı güçlerin yanında durmamaya karar vermişti ve boğazlarda bir Batı üstünlüğü canlarını sıkabilirdi. Bu yüzden Çiçerin bölgede zayıf bir Türk hakimiyetine daha sıcak bakıyordu. Lord Curzon ise boğazları bırakmak istemiyor ve İsmet Paşa ile sık sık bu konu hakkında tartışıyordu. Uzun tartışmalar sonunda kimse karşı tarafa sözünü geçirememişti. Herkes birbirini şikayet ediyordu. 

Böyle anlardan bir gün, Lord Curzon:" Aylardır görüşüyoruz, tartışıyoruz. İstediklerimizin hiç birini alamıyoruz. " diyor ve çevrilen her isteği, İngiltere olarak ceplerine attıklarını anımsattıktan sonra şu vurguyu yapıyordu: "Yorgun ve yoksulluk içinde bir ulussunuz. Ülkeniz yıkık. Yarın bunları onarmak ve kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz. Para ise bende... Yarın para istediğinizde, şu an alamayıp cebimize koyduklarımızı bir bir önünüze koyacağız!" Bu sözler karşısında İsmet Paşa ise gayet net bir cevapla: "Yarın kapınıza gelirsek, siz de dilediğinizi yaparsınız!" diyordu.
  

Yaşanan bu atışmalar sonucunda konferansa katılan devletler biraz ara verip ülkelerinde durumu değerlendirmeyi uygun buldular ve 4 Şubat 1923 günü ilk görüşmeleri sonlandırdılar.

17 Şubat-4 Mart 1923, 1. İzmir İktisad Kongresi
Ülkeye dönen İsmet Paşa ve diğer kurul üyeleri durumu Gazi'ye açıkladıktan sonra yeni inkîlaplara devam ettiler. Bunlardan biri millî mücadele döneminde işgali ve kurtuluşu temsil eden İzmir'de gerçekleşti. Misâk-Millî olarak bildiğimiz "Ulusal And"ın yanına bir de Misâk-ı İktisâdî yani "Ekonomik And" eklenilmesine karar verildi. Bu kararla uzun zamandır yabancı ülkelerin kontrolünde olan ekonomi yavaş yavaş bağımsızlaşıyordu. Bu kongre ile hem hinterlandı ile büyük bir öneme sahip olan İzmir'in çökmüş olan ekonomisi ayağa kaldırılacak hem de barış görüşmelerinin kesildiği bu günlerde halkın barışa olan umutlarını yüksek tutulacaktı. Kararlar alındı ve 17 Şubat 1923 de 1. İzmir İktisat Kongresi toplandı. Burada alından kararlar gerek yurt içine gerekse yurt dışına bir mesaj veriyordu: "Ekonomide tam bağımsızlık." Bu mesajın verilmesi şarttı çünkü askeri başarılar, siyasi ve ekonomik başarıyla pekiştirilmedikçe anlamsız kalırdı. İşte şimdi ekonomik bağımsızlık açıdan ilk adım atılmış siyasi açıdan da Lozan'dan başarı bekleniyordu.

İngiltere ve diğer devletler Türk kurulunu tekrar Lozan'a çağırdılar. İsmet İnönü de bu çağrıya uydu ve uzun bir tren yolculuğu sonrası Lozan' vardı. İkinci görüşmelerin başlangıç tarihi olarak 23 Nisan 1923 tespit edildi.

İkinci görüşmelere bazı ülkeler temsilcilerini değiştirerek başlamıştır. İsmet İnönü'yle bir türlü anlaşamayan İngiltere'den Lord Curzon gitmiş yerine Rumbold gelmiştir. Bunun dışında büyük devletlerden Fransa'yı General Pelle, İtalya'yı ise Montagna temsil etmekteydi.

Günümüzde Rumuni Sarayı
Yeni görüşmelerde ülkeler birbirlerini daha çok dinlemeye başlamışlardı. Yunanistan'ı temsilen orada bulunan Venizelos ile İsmet İnönü, savaş tazminatı konusunda uzlaşmaya çalışıyordu. Venizelos, Türkiye'nin tazminat isteğine karşı çıkıyor, buna karşılık olarak; Meriç Nehri'nin batı yakasında yer alan Karaağaç'ın Türklere verilmesini öneriyordu. Bu öneri İsmet Paşa tarafından kabul görse de Başbakan Rauf Bey buna yanaşmıyordu. Bu çatışmalarda arayı düzeltmek yine Mustafa Kemal Paşa'ya düşüyordu. Mustafa Kemal, İsmet Paşa'ya çok güveniyor ve koşulları uygun gördüğü zaman metni imzalamasını istiyordu. İsmet Paşa, Gazi'den bu güvenceyi aldıktan sonra 24 Temmuz 1923'de Lozan Şehri'nin Rumini Sarayı'nda metni "M. İsmet" imzasıyla onayladı.

Peki Lozan'da İsmet Paşa hangi maddeleri onayladı? Buna ilk olarak vereceğimiz cevap uzun zamandır ekonomik açıdan ilerleyemememizin nedeni olan kapitülasyonların kaldırılması verilebilir. Bunun yanında Karaağaç savaş tazminatı olarak Türkiye'ye veriliyordu ve Meriç Nehri Türk-Yunan sınırını oluşturacaktı. İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları hariç diğer adalar Yunanistan'da kalıyordu. Ayrıca 93 Harbi sürecinde İngiltere'ye kiralanan  Kıbrıs ve yine 1882'den beri İngiliz işgali altındaki Mısır topraklarının İngiltere tarafından ilhâkı onaylanıyordu.

Sevr ve Lozan'da Türkiye
Suriye sınırı ise 1921 Ankara Antlaşması ile belirlenmişti. Fakat Misak-î Milli sınırları içinde olan Musul hakkında İngiltere ile bir türlü anlaşılamamış ve konu sonradan çözülmek üzere ertelenmiştir. Boğazlar ise tamamen işgal durumundan arındırılacaktı. Boğazlar Lozan'dan itibaren bir kurul (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan) tarafından yönetilecekti. Fakat bu kurulun başkanlığını bir Türk yapacaktı. Ayrıca boğazlar gemi geçişi için tamamen silahsızlandırılmıştır. Bir diğer önemli sorun da Osmanlı'dan kalan borçlar meselesiydi. Bu borç yeni Türk Devleti'ni etkiliyordu. Türkiye bu borcu taksitlendirme yöntemi ile ödeyecekti. 

Azınlıklar konusunda ise 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan antlaşma gereğince İstanbul dışındaki Türkiyeli Ortodokslar ile Batı Trakya dışındaki Yunanistanlı Müslümanlar, zorunlu olarak göç ettirilecekti (Mübadele). Bu antlaşmayla İstanbul ve Batı Trakya göçün dışında tutuluyordu. Türkiye'de kalan Hıristiyanlar azınlık olarak belirlenmiş oluyorlardı. Azınlık statüsüne alınan bu topluluklar, kendi eğitim ve hayır kurumlarını kurabileceklerdi.
     
İşte bu maddeleri imzalamıştı İsmet Paşa ve yıkılan Osmanlı toprakları üzerinde olağanüstü bir dirençle Batılı güçlere göğüs germiş, halkına sınırları belli, güvenli bir vatan toprağı kazandırmıştır. 
İsmet İnönü, yaptığı bir demeçte de Türkiye'yi şöyle tanımlıyordu; "Aynı cinsten; tek ve hep var olacak bir yurt... Kendi haklarını bütünüyle savunabilen... Kaynakları bol ve özgür bir yurt... Bu yurdun adı Türkiye'dir."
Lozan Barış Antlaşmasının tam metni için bkz.:http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Sayfa&No=249


______________________
 Kaynaklar:
  • Kemal Arı, Türk Devrim Tarihi 2, Zeus Kitabevi, İzmir 2013
  • Hulusi Turgut, Kılıç Ali'nin Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2012
  • Türkiye Dış Politikasında 50 yıl Lozan(1922-1923), T.C Dış İşleri Bakanlığı, Ankara 1973
  • Münib Hayri Ürgüblü, Lozan, Halkevi Neşriyatı, Ankara 1936  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

1 yorum:

Yakın tarihimize yaptırdıgınız kısa yolculuk için teşekkürler.Sizin gibi gençlerimizin tarihimize sahip çıkmaları ne kadar güzel.Hakan başarılar dilerim.

Yorum Gönder