Malazgirt Öncesi Anadolu'ya Türk Akınları

Tarih eğitimimizde kalıp cümleler her zaman revaçtadır. En bilinenlerden biri de "Türkler'e Anadolu'nun kapıları Malazgirt Zaferi ile açılmıştır" sözü. Bu tür kalıplar öğrenmeyi kolaylaştırsa da, her zaman bilgilerimizi sınırlamakta ve gerçekleri tam anlamıyla görüp idrak etmemize engel olmaktadır. Mesela bu söz ile dimağlarımızda 1071'den önce Anadolu'da hiç bir Türk'ün bulunmadığı gibi bir yargı ortaya çıkabilir.  Bunun yanlışlığı ise 1071'den önceki Peçenek-Kuman varlığı, Türk tamga ve kaya resimlerinden anlaşılığı kadarıyla, çok eskilere uzanan gayri-siyasi bir Türk sosyal varlığı  ve askerî açıdan da Malazgirt'ten hemen önceki Selçuklu askerî varlığı düşünüldüğünde ortaya çıkıyor. Daha önceki bir yazımızda 1071'den önce Anadolu'daki gayri-siyasi Türk varlığına işaret ettiğimiz için, burada da Malazgirt'ten hemen önceki Türk askerî varlığından, yani Selçuklu akınlarından bahsedeceğiz.


Selçuklu Devleti'nden Önce Anadolu'ya Türk Akınları 


Çağrı Bey'in 1016-1021 arasında gerçekleşen keşif akınından sonra, 1028'de Selçuklu ailesinin o zamanki lideri Arslan Yabgu'ya bağlı Oğuzlar, Gazneli Mahmut'a yenilerek Azerbaycan'a, oradan da Anadolu'ya girdiler ve Diyarbekir'e kadar uzanan bölgede çeşitli akınlar yaptılar.

1038'de Gazneliler'in hizmetinde bulunan bir grup Türkmen, Yağmur adlı beylerinin öldürülmesiyle Gazneliler'i terk ederek Azerbaycan hakimi Vehsudan'ın hakimiyetine girdiler. Bu beyin de ihanetine uğrayınca Urmiye Gölü yakınlarından Güneydoğu Anadolu'ya girdiler ve Hakkari bölgesine akınlar yapıp buradaki kabilelerle çarpıştılar.

Bu arada Selçuklular, Horasan bölgesindeki bağımsızlıklarının temellerini henüz atıyordu. Ancak bu bölgede Selçuklular'a tâbi olmak istemeyen bazı
Türkmen grupları Azerbaycan bölgesine kaçtılar. Selçuklu şehzadesi İbrahim Yınal'ın kendilerini takip etmesi üzerine Boğa, Anasıoğlu ve Mansur gibi beylerin önderliğinde Anadolu'ya girdiler ve çeşitli akınlar yaptılar. Diyarbekir bölgesini ele geçirerek Musul'u aldılar. Ancak buradaki  Müslüman beylerin yaptığı şikayetler üzerine Tuğrul Bey Türkmenlere, Azerbeycan bölgesine çekilmelerini, Bizans üzerine akın yapacak komutanlara katılmalarını emretti. Türkmenler bu emre uymakta tereddüt ettilerse de 1044'te Musul hakimi Karvaş tarafından bozguna uğratılıca bu emre uymaktan başka çare göremediler.  

Tuğrul Bey Döneminde Anadolu Akınları

Tuğrul Bey'in Rey'deki türbesi.
Selçuklu şehzadelerinden Musa Yabgu'nun oğlu Hasan artık resmen kurulmuş olan Büyük Selçuklu Devleti'nin bir mümessili olarak, Pasin ve Erzurum ovalarını alıp Vasurakan'a girdi. 1043'te Bizans kuvvetleri Hasan'ı Büyük Zap Suyu kenarındaki bir çatışmada şehit ettiler. Bunun üzerine Tuğrul Bey, Azerbaycan valisi şehzade İbrahim Yınal'ı bu olayın öcünü almak üzere sefere gönderdi. Kutalmış ile birlikte Anadolu'ya giren Yınal, 18 Eylül 1049'da Pasin Ovası'nda Bizans kuvvetlerini yenerek Hasankale/Pasinler zaferini elde etti. Bunun üzerine bir barış yapıldı. Buna göre İstanbul'daki Emevi döneminden kalan camiinin minaresine ok-yay sembolü işlenecek, hutbe de Abbasi halifesi adına okunacaktı.

1054 yılı başlarında da Tuğrul Bey bizzat Anadolu seferi'ne çıktı. Bergiri kalesini alarak Malazgirt'i kuşattı. Bitlis'ten getirtilen bir mancınıkla kale duvarlarının yıkılması planlanıyordu ancak, bir Norman fedaisinin bu mancınığı yakması üzerine kuşatma kaldırıldı. Tuğrul Bey dönüşte Van Gölü civarındaki bir kaleyi de ele geçirdi. Onun ölümüne kadar da Ebu'l Esvar,  Çağrıoğlu Yakutî, Salar-ı Horasan, Emir Kapar vb. Selçuklu beyleri sistematik olarak Anadolu'ya akınlar düzenlediler.      

Sultan Alparslan Döneminde Anadolu Akınları

Sultan Alparslan çizimi.
Alparslan dönemine gelindiğinde, Anadolu'ya daha yoğun bir Türk akını olduğu görülüyor. Sultan Alparslan'ın bizzat kendisinin 1064'te Rey'den yola çıkarak Anadolu'ya ve Kafkasya'ya düzenlediği seferler, Sultan'ın Anadolu'ya verdiği önemi ortaya koyuyor.       

Sultan 1064'te Azerbaycan üzerinden Anadolu'ya ilerledi. Burada Anadolu'ya sürekli akınlar yapan Selçuklu beyi Tuğtegin, Sultan'a rehberlik ediyordu. Alparslan, ordusunu ikiye ayırdı. Bir kolu kendisi yönetiyor, diğer kolu da veziri Nizamülmülk ve oğlu Melikşah'a bırakıyordu. Sultan'ın yönettiği kol, Erran'daki Lori Ermeni Kralllığı'na girerek buradaki Bizans yetkilisi ile vergi ödenmesi konusunda anlaştı. İtaat sözü veren Kral, kızlarından birini Alparslan'la evlendirmeyi de kabul etti. Daha sonra Sultan, Tiflis-Çoruh arasında akınlarına devam ederek bir çok kaleyi ele geçirdi.



Melikşah
Melikşah ve Nizamülmülk'ün yönettiği diğer kol ise, bir Bizans kalesini almış ve daha sonra da Kars'ın kuzeydoğusundaki Surmari'yi, Georgio adında bir kaleyi ve Kars'ın kuzeydoğusundaki Meryem-Nişin'i ele geçirmişti. Sonra bu iki kol birleşerek Sepid şehri ve Allahverdi Kalesi'ni de alarak Kars-Ani bölgesine girdi. Buradaki kale halkı Müslüman olarak aman diledi. 16 Ağustos 1064'de Ani şehri alınarak Ebu'l Esver idaresine bırakıldı. Kars'ta hüküm süren Ermeni kral Gadik Abbas itaat bildirdiyse de bir süre sonra topraklarını Bizans'a bırakarak kaçtı.

Şehzade Kavurd'un Kirman bölgesindeki isyankar tutumları sebebiyle Sultan Alparslan Anadolu-Kafkasya seferini sonlandırarak bölgeye doğru ilerledi. Abbasi halifesi, Sultan'a başarılarından ötürü Ebu'l-Feth, yani "Fetih babası" lakabını verdi.

Alparslan döneminde Salar-ı Horasan, Hacib Gümüştegin ve Afşin gibi beyler akınları devam ettirerek Doğu Roma kuvvetlerini yıprattılar.

Sultan Alparslan 1067'de bir Kafkasya seferine daha çıkarak, emirleri arasındaki sorunları çözmeyi hedefliyordu. Ahalkelek, Şeki, Tiflis ve Ruslav gibi bölgeleri alan Sultan kendisine tâbi bulunan Karahanlı hükümdarı Nasr'ın ölümü üzerine Kafkas seferini sonlandırarak bölgedeki düzeni yeniden kurmaya gitti.

Selçuklu Beyleri yine akın görevlerine devam ettiler. 1069'da Afşin, Sanduk, Ahmedşah, Türkman ve Dilmaçoğlu gibi Türk beyleri, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in gönderdiği kuvvetleri mağlup ettiler. Bunun üzerine İmparator bizzat kendisi bu akıncılar üzerine sefere çıktı. İmparator Kayseri'ye gelince akıncılar süratle geri çekildiler ve bu esnada Malatya taraflarını yağmaladılar.

Diogenes'e ve eşine Hz.İsa tarafından
taç giydirilmesi.
İmparator Palu'dayken akıncıların bir kısmı Konya-Karamanı zaptettiler. Diogenes durumu öğrenince geri dönüp bunlar üzerine yürüdüyse de süratli Türk akıncıları Kilikya geçitlerinden geçerek Halep'teki akın üslerine döndüler. Böylece Doğu Roma İmparatoru Türklere karşı esaslı bir sonuç alamadan geri dönüyordu.

1070'de Kavurd isyanları yüzünden Sultan'la arası bozulan eniştesi Erbasgan başında bulunduğu birliklerle beraber Anadolu'ya kaçtı. Sultan da peşinden Afşin Bey'i yollamıştı. Erbasgan burada Bizans'ın doğu orduları kumandanı Manuel Kommenos'u Sivas'ta yenmesine rağmen ona iltica etti ve kendisini İstanbul'a götürmesini istedi. Durumu şaşkınla karşılayan Kommenos bu isteği kabul ederek onu İstanbul'a götürdü. Erbasgan'ı takip eden Afşin, İç Anadolu'da pek çok yeri zaptetti. İstanbul'da Boğaziçi'ne kadar ilerledi. İmparator'a elçi yollayıp Erbasgan'ın teslimini istediyse de kabul görmeyince geri döndü. Dönüş yolunda bir çok Bizans yerleşimini yağma etti.

Artık akınlar Bizans ordusunu iyice yıpratmıştı. Sultan Alparslan İslam dünyasında birliği sağlama fikriyle, Şii Fatimi Devleti üzerine bir sefer tertip etmeye başlamıştı ancak, akınlarla iyice yorulan ve aynı zamanda agresifleşen Bizans İmparatoruyla bir çarpışmaya adım adım yaklaştığını henüz bilmiyordu. Malazgirt savaşı kapıdaydı...



Kaynaklar:   
Erdoğan Merçil, Büyük Selçuklu Devleti, İstanbul 2011
Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 2010 
Yazarın kendi ders notları. (M.Said Polat'ın "Anadolu'nun Fethi ve Beylikler" dersinden)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

3 yorum:

1040 Dandanakan savaşına ne oldu ?...Uçtu mu ?...

Malazgirt öncesi akınlar diyorsanız Avrupa Hun devletinin Balamir önderliğinde Urfa ya geldiklerini demeniz gerekir.
373 yıllarında Urfa’ya kadar geldiklerini Süryani rahip Sent Efraim şöyle belirtmektedir; ’’Yecüc ve Mecüc süvarileridir. Küheylanların sırtında fırtına gibi uçarlar. Karşılarında durabilecek kimse yoktur’’ der.

Mavzer, Uçmadı, 1040 Dandanakan Savaşı İran'dadır, konumuz Anadolu.

Ali Cer, Bahsettiğimiz tarih aralığı çok geniş olduğu için 1071'e en yakın bir tarih aralığına ve siyasî-sistematik bir döneme yoğunlaştık. Yine de eklemeniz değerli, teşekkür ederiz.

Yorum Gönder