Sultan Alp Arslan ve Manevi Dünyası

1040 Dandanakan savaşı ile kuruluş sürecini tamamlayan Selçuklu Devleti, Tuğrul Bey'in ölümünden sonra başa geçen Sultan Alp Arslan ile yükselme devrine girmiş ve onun 1071 yılında Bizans'a karşı kazandığı Malazgirt Zaferi ile de artık Türklerin Anadolu macerası resmen başlamıştır. Bu büyük cihangirin tarih sahnesinde en fazla ön plana çıktığı konu şüphesiz ki askeri başarıları ve dehasıdır. Fakat onun az bilinen bir diğer önemli yanı da manevi dünyasıdır.

Alparslan'ın Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen'i
Teslim Alışını Anlatan Tablo  İstanbul Deniz Müzesi
Selçuklu tarihçiliğinin piri Osman Turan'ın İbnü'l-Adim'in eserinden yaptığı çeviriye göre; ''Hükümdarlar arasında onun kadar dine ve cihada bağlı olanı yoktur''. Tam anlamıyla kendini gaza ve cihada adamış olan sultan, her başarısından önce ve sonra Allah'a yakarır ve her daim inandığı hak dini yayması için kendisine güç vermesini isterdi. Malazgirt Savaşı öncesi sayıca kendilerinden çok daha üstün olan Bizans ordusunu gören sultan endişe içinde savaşa hazırlandığı sırada Buhara imamı Ebu Cafer Muhammed ona; ''Eyy Sultan! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaad eylediği İslamiyet uğruna cihad yapıyorsun. Bütün Müslümanlar minberde sana dua eylediği cuma günü savaşa giriş, ben Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum'' diyerek keramet müjdesi vermiştir. Halife de bu münasebetle camilerde Allah'ın zaferi Sultan Alp Arslan'a bahşetmesi için dualar okutmuştur. Böylece büyük bir maneviyat kazanan sultan Alp Arslan, 26 Ağustos Cuma Günü askerlerini savaş meydanında toplamıştır. Ardından atından inerek secdeye kapanmış ve ''Ya Rabbim! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yerlere sürüyor ve senin uğruna savaşıyorum. Ey Allah'ım niyetim halistir. Ey Allah'ım bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret'' diye dua etmiştir. Bu derin iman şuuru içerisinde daha sonra askerlerine dönerek ''Allah'tan başka sultan yoktur, emir ve kader onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya benden ayrılmakta serbestsiniz'' dedi. Askerleri de hep bir ağızdan ''asla emrinden ayrılmayacağız'' dediler. Böylece sultan beyaz elbiseler giyip eski Türk adetlerine göre atının kuyruğunu bağladı ve ''şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun, o zaman ruhum göklere çıkacaktır'' diyerek savaşa başladı. İnanmış bir komutan ve ona sadık askeri bu şekilde kendilerinden sayıca çok daha üstün olan Bizans ordusunu Malazgirt Savaşı'nda perişan ettiler.

Sultan Alp Arslan'ın tebaasından olan Gayr-i Müslimlere de hoş görüsü çok fazlaydı, öyle ki İslamiyet dışında ki dinlere inanan halk dahi onu çok severdi ve hakkında yazdıkları tarih kayıtlarında ondan hep övgüyle bahsetmişlerdi. 

Vezir Nizamü'l-Mülk
Dedikodulara da pek fazla itibar etmeyen sultan bir gün namaz kılarken Nizam-ül Mülk aleyhinde önüne konulan bir jurnali okuduktan sonra vezirine; ''Eğer doğru söylüyorlarsa ahlakını düzelt, eğer iftira ediyorlarsa onları af eyle ve bu gibi şeylerle uğraşmaya vakit bulamamaları için onları mühim işlerle uğraştır'' demiştir.

 Alim ve din adamlarına da son derece hürmet gösteren sultan, Ramazan ayında da fakirlere 15.000 dinar altın dağıtırdı. Sarayda fakirlere iftar yemekleri de veren sultan, günde 50 koyun kesen bir aşhane yaptırmıştır. 
Sultan Alp Arslan devletin ve saltanatının bekasının İslamiyet ve Sünniliğin zaferinden geçtiğine inanırdı. Onun döneminde devlet Hanefiliğin ve Şafiliğin koruyucusu haline gelmiştir. Devlet işlerinde Deylemlilerin ve Rafizilerin kullanılmasını istemeyen sultan, aslında daha kendi döneminde Şii ve Batıni faaliyetlerinin devlete ve İslam dünyasına zarar vereceğini anlayacak kadar da ileri görüşlüydü.

Alparslan
9 yıllık saltanatının ardından 42 yaşında aldığı bıçak darbesi ile şehit edilen sultan, ağır yaralı bir şekilde ölümü beklerden ''Türkistan seferi sırasında bir tepe üstüne çıktığım vakit ordumun azametinden ve askerlerimin çokluğundan altımdaki yerin titrediğini hissettim ve ben bu dünyanın hükümdarıyım, hiç bir kuvvet bana karşı çıkamaz, bu ordu ile Çin'i de fethederim dedim ve bu gurur yüzünden bu duruma düştüm. Halbuki her sefere çıkışımda daima Allah'tan yardım dilerdim'' diyerek ölüm anında bile maneviyatını kaybetmemiş, gururundan ve kibrinden dolayı Allah'ın kendisini cezalandırdığını söylemiştir.
Dönem kaynaklarında (ki buna Hristiyan ve Ermeni kaynakları da dahildir) Ebu-l- Feth (fethin babası), ve Adil sultan lakapları ile anılmıştır. Gazi ve şehit sultan bu manevi yönleri ile bazı menkıbelere de konu olmuştur. Mesela; ordusu ile Horasan çölünü geçerken susuz kalmışlar, bunun üzerine sultan çadırına çekilerek Allah'a yakarışta bulunmuş, bunun akabinde yağmur yağmış  ve ordu telef olmaktan kurtulmuştur.

Öldüğünde gayri Müslim tebaa da dahil olmak üzere bütün halk yasa boğulmuştur. Sultan'ın Merv'de ki türbesini ziyaret eden Hakim Senai, Sultan Alp Arslan adına şu kasideyi yazmıştır:
Alp Arslan'ın göklere yükselen başını gördüm
Merv'e gel ve onun toprak olmuş tenine bak:
Ne kemeri üstündeki yıldız, ne ay gibi parlak yüzü
Ne altındaki at, ne de elindeki dizgin kalmıştır...
Dindar ve milletini seven bu cihangirin bir sözü dilerim kulaklarımıza her daim küpe olur;
Kaç defa söyledim; biz bu ülkeleri silah kuvvetiyle aldık. Temiz Müslümanlarız ve bid'at nedir bilmeyiz. Bu sebeple Allah biz halis Türkleri aziz kıldı... 
Ruhu şad olsun...
_______________________
Kaynaklar:
■ Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken, İstanbul, 2003
■ Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken,İstanbul, 2003
■ M.Altay Köymen,Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi 3. Cilt (Alparslan ve Zamanı ), TTK,  Ankara, 2011
■ Nesimi Yazıcı, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2011






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder