Meşrutiyet Karşıtı Bir Ayaklanma: 31 Mart

   

İkinci Meşrutiyetin ilk Meclis toplantısı
    Sonunda baskı kırılmış ve Osmanlı aydınlarının başarısıyla Meşrutiyet ile halk bir kez daha tanışmıştı. Bu tanışmanın 1876 yılında gerçekleşen ilkinden biraz daha uzun süreceği belliydi. Çünkü bu sefer II. Abdülhamid'in karşısında önemli bir güç vardı: İttihat ve Terakki..
    Fakat bu güç bile kısa bir süre sonra muhalefet gerçeğiyle yüzleşecekti. İTC'nin karşısında duran gruplar homojen bir yapıda olmayıp farklı düşüncelerden oluşuyordu. Bir kesim Prens Sabahattin'in fikirleri etrafında toplanmış ve Eylül 1908'de Ahrar Fırkası altında içinde birleşmişti. Ayrıca dönemin sadrazamı olan Kamil Paşa, bu grupla ittifak kurmuş ve o da İttihatçılara karşı cephe almıştı. Fakat bu durum bir süre sonra bozuldu ve yapılan bir güven oylaması sonucu hükümet düştü, yerine İttihatçılarla yakın olan Hilmi Paşa hükümetin başına geçti. Orduda da bir kaynaşma vardı. Bir yandan çağdaş askeri okullardan yetişmiş olan mektepli subaylar ile eğitimsiz ancak geleneksel süreçlerden geçerek ordunun içinde yer almış olan alaylı subaylar arasında yoğun bir gerilim vardı. Bu gerilim giderek tırmandı ve sonunda hükümet radikal bir karar aldı. ve bu alaylı subaylardan oluşan 1.400 kişiyi ordudan uzaklaştırdı. Tasfiye edilen bu grup daha sonra isyanda büyük bir rol oynayacaktı.
    İTC ne kadar düzeni sağlamaya çalışsa da durum giderek kötüleşiyordu. 6 Nisan gecesi Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, azledilmiş kaymakamlardan Şakir Bey'le Galata Köprüsü'nden geçerken bilinmeyen biri tarafından tabancayla öldürüldü. Serbesti İTC'ye karşı keskin muhalefetiyle tanınmış bir gazete olduğu için baş yazarının öldürülmesi ve öldürenin de yakalanamaması büyük tepkilere yol açtı. Kamuoyu cinayetin siyasi ve bundan İTC'nin sorumlu olduğu sonucuna vardı. Ertesi gün Babıali'de ve Meclis önünde Darülfünun öğrencilerinin önderlik ettiği gösteriler yapıldı. Muhalefet gazeteleri de olayı üzüntüden çok, büyük bir öfke ile karşıladılar. 8 Nisan günü yapılan cenaze töreni ise büyük bir gövde gösterisiydi. İkdam gazetesi 30-40.000 kişilik bir kalabalıktan söz ediyor ve özellikle ilmiye öğrencilerinin hazır bulunduklarında dikkat çekiyordu. 
    İttihat ve Terakki bir hafta artarak devam eden bu gerginlikten sonra, 12 Nisan'da bir bildiri yayınlayarak artık gizli bir oluşum olmadığını ve olağan bir siyasi partiye dönüştüğünü tekrarladı. Hemen o gece, Kamil Paşa'nın azlinden sadece bir ay sonra, silahlı bir isyan patlak verdi. Bu isyanda İttihad-ı Muhammedi adındaki aşırı dini bir teşkilatın da rolü vardı. Bu grup daha bir hafta önce Ayasofya Cami'nde yapılan bir toplantıda kurulmuştu. 
Derviş Vahdeti
    Vahdeti adlı bir Bektaşi dervişinin yayınladığı Volkan gazetesi etrafında çoktandır faal bir topluluk olan aşırı dinciler de bu teşkilata katılıp isyana katılmışlardı. İstanbul'da bulunan Birinci Ordu'nun çoğu Arnavut olan askerlerin ayaklanmasıyla birlikte ayaklanma askeri bir nitelik kazandı. Bu askerlere süreç içerisinde ordudan tasfiye edilen alaylı subaylar da eklendi. Ayaklanma, bazı avcı ve piyade birliklerinin kışlalarında ayaklanıp sabahın erken saatlerinde Galata Köprüsü'nü geçerek Ayasofya Cami meydanında, Meclisin hemen önünde toplandıkları zaman, yani 12 Nisan gecesinde başladı. Önemli bir direnişle karşılaşmadılar ve başka birliklerden katılım olduğu gibi bazı molla ve medrese öğrencilerinden destek buldular. Diğer gruplar şehrin ana merkezlerinde bir araya geldi. Bu isyancıların talepleri basitti: "Şeriat tehlikede, şeriat istiyoruz!"          
    Hükümet ne yapacağını bilmez haldeydi. Kendine bağlı birlikleri sevk etmeyi göze alamamış, bunun yerine Zabtiye Müdürünü gösterici kalabalığının isteklerini dinlemeye göndermişti. Askerlerin sözcüleri altı istekte bulundular:

  • Sadrazamın, Harbiye ve Bahriye nazırlarının azledilmesi
  • Bazı İttihatçı subayların başka yerlere gönderilmesi
  • Meclis-i Mebusan'ın İttihatçı Başkanı'nın (Ahmet Rıza) değiştirilmesi
  • Bazı İttihatçı milletvekillerinin İstanbul'dan uzaklaştırılması
  • Şeriatın geri getirilmesi
  • İsyancı askerler için genel af
    Padişah şiddetli memnuniyetsizlik zamanlarında hep başvurulan o yönteme başvurdu ve Sadrazamı değiştirdi. Dahası, şeriatın muhafaza edileceğine, bu uğurda ayaklanmış olan askerleri de cezalandırmayacağını söz verdi. 15 Nisan'da bütün taşra valilerine gönderilen bir bildirgeyle şeriatın gözetilmesi talimatı verildi. Bu ayaklanma sonucu koltuğunu kaybedenlerden birisi de Ahmet Rıza oldu ve yerine İsmail Kemal seçildi.
    İttihatçılar yeraltına kaymış ya da başkentten kaçmıştı. İstanbul bu saatten sonra artık gerici bir ayaklanmanın yarattığı baskı ve anarşiye teslim olmuştu. Fakat yıkılmayan bir yer vardı o da İTC'nin Makedonya'da ki konumu. İttihatçılar Makedonya'da ki halkı anayasanın tehlikede olduğuna inandırmış ve giderek silahlanmaya başlamıştı. 17 Nisan'da da isyancılara karşı askeri harekat başladı.
   
Mustafa Kemal, Hareket Ordusu subayları ile birlikte
Hareket ordusu, "isyancı birlikleri disipline sokmak ve başkentteki nizamı korumak amacıyla" Selanik'ten ayrılıyordu. Bu haber kabinede büyük bir panik yarattı hatta bazı üyeler Hareket Ordusu'nu karşılamak ve Anayasanın ihlal edilmediğini ikna etmek için bir heyet gönderilmesini teklif ettiler. Bu teklif değerlendirildi ve orduyla konuşmak üzere birçok heyet gönderildi. Ordunun başında bulunan Mahmut Şevket Paşa ise yolundan dönmüyor ve giderek güçlenip İstanbul'a doğru hareket ediyordu. 

     

     
Mahmut Şevket Paşa
24 Nisanı 25 Nisana bağlayan gece ise Mahmut Şevket Paşa komutasında ve Mustafa Kemal'in kurmay başkan olduğu Hareket Ordusu, İstanbul'a önemli bir direnişle karşılaşmadan girdi. İsyan kısa sürede kontrol altına alındıktan sonra sıkıyönetim altında iki askeri mahkeme kuruldu. Derviş Vahdeti dahil birçok isyancı bu mahkemelerce yargılanıp idam edildi. Birçok Ahrar Fırkası önderi tututklansa da İngilizlerin baskısıyla(!) serbest bırakıldılar. 27 Nisan'da da isyanın bir diğer faturası Sultan Abdülhamit'e çıkarıldı ve tahttan indirildi. Onun yerine, küçük kardeşi Mehmet Reşat, Sultan 
V. Mehmet adıyla tahta çıktı ki bu isim halka bir geçmişi hatırlatmak içindi o da İstanbul fatihi olan II. Mehmed idi. Yeni sultan Hareket Ordusu'nun harekatı sayesinde başkentin "ikinci fatihi" olmuştu.
      Bu gerici isyanın önüne geçilmesi, İttihat ve Terakki için hayırlı olmakla birlikte, her şeyi çözümlediği de söylenemez. Ahrar Fırkası siyasi olarak yıkılsa da tamamıyla etkisini kaybetmemiştir. Bunun yanında İttihat ve Terakki'nin de olası bir isyan karşısında ne kadar aciz ve savunmasız olduğu gözler önüne serilmiştir. Yaşananlar sonucunda da asker yönetime el koymak zorunda kalmış ve Türk Tarihi'nde asker-siyaset ilişkileri artık farklı bir boyuta taşınmıştır..   



  Kaynaklar:

  • Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki(1908-1914), Kaynak Yayınları, İstanbul 1995
  • Bernard Lewıs, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Arkadaş Yayınevi, Ankara 2011
  • Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye'nin Tarihi,İletişim Yayınları, İstanbul 2010
  • Sina Akşin, Şeriatçı Bir Ayaklanma 31 Mart Olayı, İmge Kitabevi, Ankara 1994

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

2 yorum:

Çok faydalı bilgiler.Sıkılmadan okudum.Emeginize sağlık.Yeni yazılarınızı bekliyorum.

Tarihe ışık tutan bilgiler için tebrik ediyorum

Yorum Gönder