Başkanının Dilinden Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı’nın Babüsselâm kapısının içinde, “kapı arası” tabir olunan yerde, müze başkanı Doç.Dr.Haluk Dursun*’un bir konferansını dinleme şansı bulduk. Şans diyoruz, çünkü yer darlığı sebebiyle dışa kapalı gerçekleşen bu konferanslara  sınırlı bir ziyaretçi kitlesi katılabiliyor ve sarayı yerinde, erbabından dinlemek tarih meraklılarına eşsiz katkılar sunuyor. Biz de, bu konferansta anlatılanları kaydederek tarih severlerin istifadesine sunuyoruz. 

Konferansın verildiği mekân, sarayın hem ısı hem tarihî işlev itibariyle en soğuk yerlerinden biriydi. Çünkü “kapı arası”, göz hapsine alınan, sürgüne gönderilecek veya idam edilecek kişilerin bekletildiği bir yermiş. Buraya hapsedilenlere yapılan  son ikram ise “Ecel Şerbeti”ymiş. Neyse ki müze başkanı, ortamın ve tarihi hikâyesinin soğukluğunu konferans sonunda sıcak salep ikramıyla telafi edeceğini temin ediyor ve başlıyor anlatmaya...
  
İstanbul’un Birinci Tepesi: Sarayburnu
Topkapı Sarayı'nın genel görünüşü
Sarayın bulunduğu yer bir tepe, İstanbul’un birinci tepesi Sarayburnu. İstanbul’un en göz önünde olan yeri ve Bizans için de tanrısal özelliklere sahip bir manastırlar tepesi. “Zeytinlik Tepesi” olarak da adlandırılan bu yere Bizanslılar da saraylarını inşa etmişler.  Topkapı Sarayı’nın ilk avlusunda görülen Aya İrini kilisesi, Bizans’ın tepeye atfettiği kutsiyetin bir nişanesi… Osmanlıların ilk sarayı Çinili (Sırça) Köşk de bu tepede, bugün Arkeoloji müzesinin bulunduğu arazi üzerinde bulunmaktaymış.

Adalet Kulesi (ftğ: M.Pocanoğlu)
Dursun, Osmanlı döneminde Sarayburnu Tepesi’ne inşa edilen yapıları Selçuklu ve Orta Asya Turanî mimarisinin bir yansıması olarak nitelendiriyor.  Sarayın her parçasının başka bir dönemde inşa edildiğini belirterek, “Kervan yolda düzülür” anlayışının Topkapı Sarayı’nın inşa sürecinde de hakim olduğunu ifade ediyor. Hatta padişahlar bu sarayı terk edip daha modern saraylarda kaldıklarında bile sarayın inşasına devam etmişler. Sultan Abdülmecid’in rokoko tarzında yaptırdığı Mecidiye Köşkü bu durumun bir örneği konumunda.  Padişahların bu saraydan bir türlü kopamamasının sebebi de kutsal emanetlerin burada korunuyor olması. 

 “Bana kapını söyle, sana medeniyetini söyleyeyim,” diyerek dikkatleri sarayın abidevî kapılarına çeken müze başkanı, bunların ziyaretçiler tarafından okunamayışından ve hatta okunamasa bile estetik güzelliğin dikkate alınmayışından yakınıyor. Kutsal emanetlerin bulunduğu “Has Oda” kapısının üzerinde de III.Ahmed’in bizzat yazdığı kaligrafik bir şaheserin bulunduğunu belirtiyor. 

Hakkı Yenen Topkapı
Dursun, Meksika Cumhurbaşkanı Enrique
Peña Nieto ve eşinin 18.12.2013 tarihli
Topkapı Sarayı
ziyaretine rehberlik ediyor.
Başkan Dursun, konuşmasına “Hakkı Yenen Topkapı” diye bir alt başlık açarak devam ediyor ve bu kısımda saray ziyaretçilerinin hiç dikkat etmediği bazı güzelliklere işaret ediyor.  Sarayın Harem kısmında “Karaağalar Koğuşu”nda eşsiz bir çini, hat ve kitabeler sergisi niteliğindeki eserler hakkı yenilenlerden biri. Dursun’un izlenimlerine göre, ziyaretçilerin hemen hepsi bu eşsiz sanat eserlerini dikkate almadan yoluna devam etmekteymiş. Yine harem dairesinde bulunup depo olarak kullanılan Kara ağalar mescidi de Dursun’un önem verdiği mekânlardan. Haremin kara ağalarının en iyileri seçilerek Mekke-Medine şeriflerine hizmetkâr olarak yollanırmış ve burada kalan ağalar bu hayallerini her gün daha canlı yaşayabilmek için mescitteki mihraba çinilerle bir Kâbe tasviri nakşettirmişler. Cariyelerin mescidi ise Enderun’un hünkâr mescidine paralel inşa edilmiş ve böylece padişah ile Enderun öğrencilerinin kıldığı namaza kadınlar da iştirak edebilmekteymiş.  

Yurtdışından ülkemize gelen bir çok devlet adamına sarayı bizzat gezdiren Dursun, sık sık cariyelerle ilgili sorular sorulmasından da yakınıyor. 

Sarayın Manevî-Sembolik Unsurları
III.Ahmed Kütüphanesi (Ftğ. Can Yalçın)
Yeni araştırmalara göre Topkapı Sarayı’nın kendisine has bir çok vakfı da varmış ve saray kadınları bu konuda oldukça etkiliymiş. Hatta öyle ki, zülüflü baltacılar için bir aşure vakfı bile kurulmuş. Belgelerde, malzemeleri arasında süt ve balın da bulunduğu özel bir saray aşuresi tarifi de ortaya çıkarılmış. “Gittiğim yerde bir şey yememişsem orayı hatırlamıyorum” diyen Dursun, aşure ayı içerisinde bu tarihî tariflere dayanarak yaptırdığı aşure ikramlarıyla, belki de sarayı daha da unutulmaz kılmaya çalışmıştı…

Her koğuşun ve köşkün bir kütüphanesi muhakkak bulunurmuş. III.Ahmet Kütüphanesi de , padişahın Enderun öğrencileri için tüm kütüphaneleri bir yerde toplamasıyla ortaya çıkmış. Burada özellikle hanımlardan gelen kitaplar bulunur ve her birinin ismi kaydedilirmiş. Dursun, kütüphanenin şu an boş bir vaziyette sergilendiğini belirterek bu durumu bir özeleştiriyle dile getiriyor.

Nevfidan Kadın Hazretleri’nin harem baltacıları için düşündüğü bu aşure vakfı çok ilgimi çekti. Yine Saray’da bulunan 1728 tarihli bir belgede “Defter oldur ki Aşure harcını beyan ider” yazan başlığı görünce daha da heyecanlandım. Hemen, “Saray Baş aşçısı Orhan Sevinç Usta kolları sıvasun, aşure kazanları kaynasun!” deyu emri ferman eyledik. Eski tarifte yer alan 23 adet malzemeyi bir araya getirtüp 1728 tarihinde yapıldığı gibi Saray’da aşure yaptırduk. Şeker yerine bal ve dahi süt ve dahi kestane ve dahi hurma ve hatta yumurtalı bir aşure yapıldu. Kendü nefsüm içün deği, tarihi anane için denendi. Sonuç ne mi oldu? “Aşureyi kararttık ama enseyi karartmayacağız!” Yılmak yok! Denemeye devam edeceğiz…                                                                             Dursun'un Facebook sayfasından...
Dursun, Topkapı Sarayı'ndaki bir etkinlikte at üzerinde.

Çınar devleti temsil eder, çeşme  kahvehane önlerinde, serviler yol boylarında bulunurmuş. Osmanlıların saraylarında en çok bulundurduğu çiçek ise  Maraş ve Halep’ten getirtilen ak ve gök sümbüllermiş. Sarayın tarihî dokusunu çok iyi bilen ve yansıtmaya da gayret gösteren Dursun,  saraya 300.000 sümbül diktirmiş ve saltanat rengi olarak kırmızı seçilen laleleri de bahçelerden eksik etmemiş. “Kenarın dilberi” olarak adlandırılan Çuha çiçeği ise sarayda bulunamaz, onun yerini menekşeler alırmış. Erguvanlar da saray bahçelerinin vazgeçilmezlerindenmiş… 
___________________
* Doç. Dr. Ahmet Halûk Dursun: 1957 Hereke doğumlu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde, Sonçağ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kürsüsü'nden mezun oldu.1982'den itibaren Marmara Üniversitesi'nde Avrupa, Bizans ve Türk kültür tarihi dersleri vermektedir. 2006-2012 yılları arasında Ayasofya Müzesi Başkanlığını yürüten Dursun, 2009- 2011 yıllarında Ayasofya Müzesi Müdürlüğü görevini de üstlendi. Halen 2012 Temmuz ayı itibariyle getirildiği Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Ayrıca Beyoğlu ve Fatih Kent Konseyi üyesidir. "İstanbulda Yaşama Sanatı", "Nil'den Tuna'ya Osmanlı" ve "İncir Çekirdeği" eserlerinden bazılarıdır.

Not: Konferans, 19 Aralık 2013 tarihlidir. Metin, konferansta not almak suretiyle yaptığımız kayıtların özetidir. Not alma esnasında bazı cümleler tam anlatıldığı gibi kaydedilememiş olabilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder