İttihatçılığın Son Hamlesi: İzmir Suikasti

Mustafa Kemal Paşa Bursa ziyareti sırasında bindiği
Gülcemal vapuruyla Mudanya açıklarında
Gazi'nin önderliğinde ki Türkiye, kazanılan askeri ve siyasi zaferlerden sonra yönünü halkı temel alan reformlara yöneltmişti. Öğretimin Birleştirilmesi, Şapka Kanunu ve Medeni Yasa'nın Kabulü gibi birçok alanda yenilikler meydana gelmekteydi. İşte bu ardı ardına gelen inkılâpların halk üzerindeki etkisini anlamak için Gazi Mustafa Kemal de yanına aldığı bir kaç isimle yurt gezilerine başlamıştı. 

    Mustafa Kemal yoğun gezi trafiğine; Konya, Adana ve Bursa gibi önemli şehirlerden başladı. Burada halkın sorunlarını dinledikten sonra, İzmir'e doğru harekete geçti. İzmir, Milli Mücadele'nin kanlı günlerine ve 9 Eylül 1922 zaferine de tanıklık etmiş bir kentti. Ayrıca ilk İktisat Kongresi yine bu şehirde yapılmış Lozan görüşmeleri sırasında Türk ekonomisinin yol haritası burada çizilmişti. 

    Gazi'nin İzmir'e gelişi hakkında kentin önemli gazeteleri yazılar yazmakta ve coşkulu bir biçimde onu beklemekteydi. Hikmet gazetesi ise 15 Haziran 1926 günü yazısında Gazi'nin hangi gün İzmir'de olacağına dair iki farklı haber duyurdu. Gazetenin ilk sayfasında Gazi Mustafa Kemal'in Balıkesir'den yola çıktığını ve saat 16:00 gibi İzmir'de olacağını yazarken gazetenin üçüncü sayfasında İzmir valisi Kazım Dirik'in, Gazi'nin bir gün gecikerek ertesi gün(16 Haziran) İzmir'de olacağına dair bildirisi yayınlanmıştı. Bu iki farklı haber ve Gazi'nin gecikmesinden halk herhangi bir kuşku duymamış ve bir sonraki gün için hazırlıklara devam etmişti.

    Oysa durum göründüğü kadar masum değildi, Gazi'ye çok sevdiği İzmir'de bir suikast düzenlenmek istenmişti. Vali Kazım Dirik de bu suikastı tertip edenleri yakalamak için Gazi'nin trenini Menemen'de ikinci bir telgrafa kadar bekletmeyi uygun gördü. Giritli Şevki suikastın hazırlanmasına az bir süre kala Vali'nin yanına gelmiş ve tertibi anlatmıştı. Vali ile Polis Müdürlüğü Adli Kısım Amiri Mehmet Emin Bey'in soğukkanlı davranmaları sayesinde Ziya Hurşit Gaffarzade Oteli'nde, Laz İsmail ile Gürcü Yusuf Ragıppaşa Oteli'nde, Çopur Hilmi ise kardeşinin Karşıyaka'da evinde basılarak bombaları ve tabancalarıyla birlikte yakalandılar. Yaşanan bu olağanüstü durum karşısında İzmir halkı da üzüntü duymakta ve Gazi'yi görmek için sabırsızlanmaktaydı. Yapılan operasyonlar sonucu İzmir'de güvenlik sağlanmıştı, Mustafa Kemal de coşkulu halkı daha fazla bekletmeyerek onları Naim Palas Oteli'nin balkonunda selamladı ve o meşhur sözünü çok sevdiği İzmir halkı karşısında söyledi:
"Benim naçiz vücudum, elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
       Hükümet ise Ankara'daki İstiklal Mahkemelerini özel bir trenle İzmir'e göndermiş, olayı soruşturmasını istemişti. Bu saatten sonra söz artık Üç Aliler Divanı (Kılıç Ali, Ali Çetinkaya, Necip Ali)'nda idi. Yapılan ilk ifadede Ziya Hurşit şu cümleleri söylemişti:
21 Haziran 1926 günkü Vakit gazetesinde
yayınlanan ve suikastın yapılacağı noktayı
gösteren kroki. 
       "Suikast yapmak için iki gün önce Gülcemal vapuruyla İzmir'e geldim. Yanımda Laz İsmail, Çopur Hilmi ve Gürcü Yusuf vardı. Ayrı ayrı otellere indik. Ben İngiliz yapımı iki bomba ve iki Belçika tabancası taşıyordum. Mustafa Kemal'i öldürmeyi 1925 yılından beri kafama koymuştum. Bu nedenle eski Ankara Valisi Abdülkadir'le temas kurdum. Onun vasıtasıyla da İzmit Milletvekili Şükrü Bey'le ilişkilerimi güçlendirdim."
 Bu cümlelerden sonra artık olayın birkaç kişiden oluşmadığı anlaşılmış ve yapılan her sorguda yeni isimler dosyaya girmeye başlamıştı. İsimler giderek artmış ve dönemin muhalefet partisi Terakkiperver'e kadar uzanmıştı. Yapılan tutuklamalarda  Milli Mücadele'nin ünlü komutanlarından Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi isimler de yer almaktaydı. 
     
Mahkeme 20 Haziran'da İzmir'de, Elhamra sinemasının salonunda başladı. Daha beş,altı yıl öncesinin ünlü komutanları, birer birer yargılanıyordu. Uzun süren sorgu sürecinden sonra 13 Temmuz 1926 günü mahkeme heyeti suikastın İzmir ayağının kararlarını açıklamıştı. Bu kararlara göre: 
Necip Ali, Kılıç Ali ve Kel Ali mahkeme
salonuna giderken
       ".. bu davadan tefriki ve vaki cürümlerde bir güna methal ve müşareketleri anlaşılmayan Ordu Mebusu Faik ve yine Mebus olan Sabit, Halet, Feridun Fikri, Kamil Zeki, Bekir Sami, Besim Necati, Münir Hüsrev Beylerle, Kazım Karabekir, Ali Fuad, Cafer Tayyar, Refet ve Mersini Cemal Paşalarla sabık Erzurum Mebusu Necati ve Mebus Ahmet Nafiz Beyler ve Torbalılı Emin, Trabzonlu Naciye Hikmet, Sürmeneli Keleş Mehmet, Bahçıvan İdris, Mustafa oğlu Şakir Çavuş ve ihtiyat zabitlerinden Bahattin ile Giritli Hüseyin oğlu Mustafa'nın beraatlerine müttefikan karar verildi."
Özellikle paşalar hakkında verilen beraat kararı dinleyiciler tarafından alkışlarla karşılandı.

Rauf ve Adnan Adıvar'ın dosyaları ise Ankara'daki soruşturmada devam etti ve 1 Ağustos'da başlayan mahkeme süreci 26 Ağustos'da son buldu. Buradan çıkan karara göre de ikisi, onar yıl kürek cezasına çarptırıldı. Fakat Rauf  Bey karar açıklandığında yurt dışındaydı ülkeye 5 Temmuz 1935'te dönen Rauf Bey'in bu cezası, 22 Ekim 1939 tarihinde Cumhuriyet Halk  Partisi Genel Başkan Vekili ve Başbakan Refik Saydam'ın imzasıyla yayınlanan bildiriyle kendisi aklandı ve Kastamonu milletvekili oldu. 

     Yargılamalar sonucu hakkında idam kararı verilenden birkaç isim ise: Ziya Hurşit, Erzurum milletvekili Rüştü Paşa, Saruhan milletvekili Abidin Bey, Laz  İsmail, Miralay Arif, İzmit milletvekili Şükrü Bey, İstanbul milletvekili İsmail Canpolat, Sarı Efe Edib, Saruhan milletvekili Halis Turgut, Emekli Veteriner Doktor Rasim Bey, Trabzon eski milletvekili Hafız Mehmet, Gürcü Yusuf idi.

       Yapılan bu yargılamalar ve sonucunda verilen idamlar, rejim karşıtlarına bir gözdağı gibiydi. Çünkü o dönemin koşullarında cumhuriyet karşıtı bir oluşumun var olması demek, yapılan inkılâpları tehlike altına sokmak demekti. Bu doğrultuda verilen kararlar sonucunda bazı ünlü komutanlar bir daha siyasi hayatta fazla görünmemiştir.  
_____________________
Kaynaklar:
  • Erik Jan Zürcher, Modernleşen  Türkiye'nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2010
  • Hulusi Turgut, Kılıç Ali'nin Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2012
  • Bernard Lewıs, Modernleşen Türkiye'nin Doğuşu, Arkadaş Yayınları, Ankara 2011
  • Kemal Arı, Türk Devrim Tarihi 2, Zeus Kitabevi, İzmir 2013  

     
       
      

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder