“II.Mahmud: Cihan Hakanı ve Yenileşme Padişahı”

Yılmaz Öztuna/"Sultan II.Mahmud"
Türkiye’de “Tarihi sevdiren adam”  diye anılan pek az kişiden birisi de 2012 yılında kaybettiğimiz Yılmaz Öztuna*’dır. Bu ünvanı, siyasî bilimler ve konservatuar eğitimi almasına rağmen, tarih alanındaki derin bilgisi ve sohbet üslubundaki akıcı anlatımıyla kazandığı şüphesizdir.  Onun Türk tarihine bakışı pek çok müelliften farklı olarak bütüncül bir yaklaşım içerir; Osmanlı İmparatorluğunu kimi yerde “Türkiye İmparatorluğu” adıyla anar  ve dimağlarda bağlantıları kurulamayan, anlaşılamayan ve taşları bir türlü yerine oturtulamayan yenileşme hareketlerini Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tek bir düzlemde ele alarak tarihî devamlılığın bağlantılarını başarılı bir biçimde kurar. Yazarın bu özelliğini en çok yansıtan eserlerinden biri de Ötüken Neşriyat yayınları arasında bulunan, “Sultan II.Mahmud: Cihan Hakanı ve Yenileşme Padişahı” adlı kitabıdır.
Sultan İkinci Mahmud; Orta Afrika ile Orta Avrupa arasında uzanan, hemen bütün eyaletleri tehlike altında bulunan, Türkiye tarihinin en büyük isyanı olan Mehmed Ali Paşa isyanının içinde, ordusunu kendisi lağv ve ilga etmiş, donanması İngiltere-Fransa-Rusya tarafından yakılmış, dağılmak üzere olduğu sanılan Osmanlı İmparatorluğu’na yeni bir hayat verdi. Türkiye’yi, Türkistan ve Kafkasya hâline düşmekten kurtardı. Osmanlı İmparatorlu’nda Batılılaşma hareketlerine büyük bir ivme kazandırdı ve Tanzimat’ı hazırladı. Yılmaz Öztuna, bu çalışmasında, aynı zamanda seçkin bir san’atkâr olan Sultân İkinci Mahmud Han’ın kısa biyografisini ve 31 yıllık saltanat döneminin ana çizgilerini herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir üslûpta sunuyor. (Kitabın arka kapak yazısından.)
II.Mahmud'un Tuğrası
Öztuna bu eserinde, “Batı’ya dönük kesin reform döneminin hükümdârı” olarak nitelediği II.Mahmud’u sadece bir siyasî kişilik olarak değil, aynı zamanda insanî yönleriyle de ele alıyor. Sultan'ın düşüncesini ve Türk tarihinde ilk kez Avrupa’daki “aydın despot” tipinin bir örneği olmasına neden olan birikimlerini, III.Selim’in kendisinde bıraktığı etkiyi aktararak nihayet onun, “şair, bestekâr, tanbûrî, neyzen, hânende, hattat” sıfatlarını da ortaya koyuyor. Herhalde padişahın en sevdiği yemeğin kılıç balığı olduğuna kadar onu ayrıntıyla anlatan pek az kitap vardır.

Ebrûlerin zahmı nihandır ciğerime
Gül-ruhlerinin handelerî çeşm-i terimde
Eşkim yerine kan dökülür dîdelerimde
Sevdây-ı muhabbet, esiyor şimdi serimde
Takdire ne hâcet, bu da varmış kaderimde
Adlî (II.Mahmud) (1785-1839)
Sultan II.Mahmud, modern kıyafetleriyle
Yazara göre; II.Mahmud dönemi bir çöküş çağından çok yenileşme ve tazelenme çağıdır. Hatta: “Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa ile arasındaki farkı kapatması bir hayal değildi, bu iş 19.y.y. sonlarına doğru bir hayal olacaktı.” 

Müellif, anlattığı dönemin (1826) dünya devletlerini güç bakımından şöyle sıralar: 1)Büyük Britanya Krallığı (20.706.331 km²/119.884.000 nüfus) 2)Fransa Krallığı (845.690 km²/32.143.00 nüfus) 3)Rusya İmparatorluğu (20.185.775 km²/ 47.819.000 nüfus) 4)Türkiye İmparatorluğu (11.844.192 km²/ 58.308.000 nüfus)  5)Çin İmparatorluğu (11.765.119 km²/320.000.000 nüfus) 6)Avusturya İmparatorluğu (682.909 km²/ 30.007.000 nüfus) 7)Prusya Krallığı (274.873 km/11.370.000 nüfus) 8)İspanya Krallığı (937.398 km²/19.167.000 nüfus) 9)İran İmparatorluğu (1.671.458 km²/ 11.500.00 nüfus) 10)Birleşik Amerika Cumhuriyeti (5.116.470 km²/ 11.138.000 nüfus) (Öztuna, 2014: 82-87)

Öztuna’nın kitabında dipnot ve bilgilere kaynak gösterme işine girişilmemiş, kitap sonunda bir kaynakça da verilmemiştir. Müellif, konusunun kaynaklarını kitap içerisinde “Kaynaklar Hakkında” adlı bir bölümde açıklar ve kitabının bir sohbet üslubunda kalmasını yeğler. Kitap zaman zaman bir roman tadında ilerler, yer yer II.Mahmud’un ailesi, erkânı, sarayları ve olayların gün gün hesabına kadar detaylar irdelenir. Yine başta da belirttiğimiz gibi, kitabın en mühim özelliği; Türk tarihine bir bütün olarak yaklaşması ve II.Mahmud’un günümüz Türkiye’sine değin uzanan etkilerini kavratmasıdır. Bu kitap okunduktan sonra II.Mahmud’un olmuş-bitmiş, etkilerinden eser kalmamış bir tarihin değil, halen kurumlarıyla karşımızda duran canlı bir tarihî bakiyenin önemli mimarlarından olduğu görülecektir.
Kitaptan Bazı Anekdotlar:
■“Batı’ya dönük kesin reform döneminin hükümdarıdır. Bu dönem devlet politikası olarak 1793’te III.Selim tarafından resmen ilân edilip açılmıştı. Ancak 1807 ve 1808 ihtilâlleri ile kesintiye uğradı, III.Selim’in önce tahtına, sonra hayatına mâl oldu.” (s.11)
■“Vak’a-i Hayriyye [1826] denen çok büyük çaplı bir devlet darbesiyle yeniçeri ordusunu ortadan kaldırdı. Bugünkü modern orduyu kurdu. Tamamen çözülmüş, fonksiyonunu kaybetmiş, yozlaşmış bulunan devlet müesseselerini yeniledi, değiştirdi, çağdaşlaştırdı. 1826, Türkiye tarihini radikal biçimde Batı’ya dönüşünün başlangıcıdır. O tarihten bu yana, ister ilerici, ister muhafazakâr, ister monarşi, ister cumhuriyet devrinde gelen hiçbir iktidar, Türkiye’yi bu yönden saptıramadı. (s.11)
■“Osmanlı Devleti’nde reform hareketleri iki safhaya ayrılır: Birinci safhada Hoca Sâdeddin Efendi, II. Osman, IV. Murad, Köprülü Mehmed Paşa ve birtakım fikir adamları vardır ki, devlete 16. Asırdaki gücünü kazandırmak isterler. Avrupa etkisi yoktur veya çok azdır. Zira 17. Asırda Osmanlı Devleti, hâlâ Avrupa’dan üstündür. İkinci safha, III.Ahmed (1703-1730) ile başlar. Gerek onun, gerek halefleri olan I.Mahmud (1730-1754), III.Mustafa (1757-1774), I.Abdülhamîd (1774-1789) devirlerindeki reformlarda Batı etkisi açıktır. Birtakım müesseseler, Batı örneğine göre düzenlenir veya düzenlenmek istenir ve Batı’dan bazı yenilikler gelir. Ulema sınıfı ile sıkı ittifak içinde bulunan yeniçerilerden çekinen padişahlar ve vezirler, daha radikal reformlara gidemezler. Tavizci ve çekingen reformlar, birkaç yeni  müessese ile yetinirler. Radikal reform, I.Abdülhamid’in halefi III.Selim (1789-1807) ile başlar.” ( s.14)
■“Tanbûr ve ney ile musikiyi bizzât Sultan Selim’den öğrendi ki padişahça ne kadar sevildiğini gösterir…Fakat III.Selim, Sultân Mahmud’un asıl –tabiri caizse- siyâsî ilimler ve politika hocasıdır.” (s.20)
■“Vehhâbîler’in Mekke’den çıkarılması üzerine (23.1.1813), Şeyhülislâm Dürrî-zâde Abdullah Efendi’nin 28.5.1813 hutbesi ile Sultân Mahmud’a “Gâzi” unvanı verilmiştir. (s.22)
■“Türkiye’de mutlak monarşinin son hükümdarıdır…Avrupa’nın 18. Asırda yetiştirdiği “aydın despot” tipi hükümdarların bizim tarihimizdeki en karakteristik olanıdır.” (s.28)
■“…Kapıkulu ocaklarına yıllarca kanmış görünmüş, köhnemiş orduya, Enderûn Sarayı Akademisi çıkışlı adamlarını dikkatle general atamış, yeniçeri-ulemâ ittifakını bozmaya çalışmış, sonunda ulemâyı yanına alabilmiş, Kapıkulu Ocakları’nı tarihe gömdükten sonra, ulemânın yetkilerinin büyük kısmını da budamaya başlamıştır. Bu ulemâ sınıfı, 16. Asrın ulemâ sınıfı değildir. Cevdet Paşa’nın bize fecî örneklerle uzun uzun anlattığı tereddi etmiş, hiç olmazsa gerilemiş ve çağa ayak uyduramamış bir sınıftır.” (s.28-29)
■“’Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!’, ‘Denize düşen yılana sarılır!’ gibi sonradan atasözü hâline gelen sözler onundur. İlkini 1808’de üstâdı ve baba bildiği III.Selim’in şehid edildiği gün, ikincisini can düşmanı Rusya ile Hünkâr İskelesi ittifakını imzaladığı gün söylemiştir.” (S.29)
■“Kanûnî’den sonra (1566) gelen Osmanlı hükümdarlarının münakaşasız şekilde en büyüğü olan II.Mahmud, Türkiye tarihihnde de modern devrin açıcısıdır.” (s.39)
■“…Yeniçeri kalabalığı artık devşirme değildi. Son devşirme yazılmasının üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçtiği gibi, ondan önce de pek uzun müddet devşirme yazılmamıştı.” (s.74-75)
■“Bütün yeniçerilik alâmetleri ve bu arada maalesef muhteşem Mehterhâne-i Hakanî ile Yeniçeri ocağı arşivi ortadan kaldırıldı. Yeniçerilerin mensub oldukları Bektâşî dergâhları kapatıldı. Mukavemet edenler tamamen yok edildi.” (s.76)
■“1839 Tanzimat’ı, hattâ Cumhuriyet, Vak’a-i Hayriye’nin bir neticesi şeklinde telakki edilebilir. Türkiye’de Batı medeniyeti, bu tarihle başlar. Doğu medeniyetinde en üstün seviyeye çıkan Türkler, Batı medeniyetinde neler yapabileceklerini Vak’a-i Hayriye’den bu yana tecrübe etmektedirler. Târihî oluşum daha tamamlanmadığı için, bu husustaki kesin hükmü, birkaç kuşak sonraki tarihçiler verecektir.” (s.77)
■“ II.Mahmud devrinde imparatorluk, Cezâyir’i, Besarabya, Bucak ve Tuna deltasını, Mora, Attika, Ağrıboz ve Kiklad adalarını, Anapa ile Poti arasındaki büyük Doğu Karadeniz kıyılarını, Kuzey Kafkasya ve Gürcistan’daki son arazilerini kaybetmiştir….Tanzimat’ın daha iyi sağladığı merkeziyetçi sistemi, II. Mahmud kurmuştur. III. Selim zamanında ve kendi saltanatının ilk yıllarında türeyen ve büyük nüfuz kazanan âyanların çoğu ortadan kaldırılmıştır.” (s.112)
Yılmaz Öztuna, "Sultan II.Mahmud: Cihan Hakanı ve Yenileşme Padişahı", Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, 141 sayfa, 12x19,5 cm
_______________________
* Yılmaz Öztuna. Doğumu: 20 Eylül 1930 / İstanbul, Vefatı: 09 Şubat 2012 / Ankara. Lise tahsilini ikmal ederken İstanbul Konservatuarına da devam eder. 1950 Eylülünden 1957 Temmuzuna kadar Paris’te kalır; Paris Üniversitesi Siyasî İlimler Enstitüsü'nde (Sciences Politiques), Sorbonne'da Fransız Medeniyeti (Civilisation Française) kısmında, Alliance Française'nin yüksek kısmında okur. Paris’in büyük kütüphanelerinde çalışır ve Paris Konservatuarına gider. Tarih yazıları çok erken yaşlarda başlar. İlk makalesi on üç yaşında iken ve ilk kitabı on beş yaşında iken basılmıştır. 1969'da Adalet Partisi'nden Konya Milletvekili seçilerek Ankara'ya yerleşir. O tarihten itibaren pek çok ihtisas kurulunda başkan ve üye olur. (TRT Denetleme, Repertuar ve Eğitim kurulu üyeliği, Kültür Bakanlığı Bakan Başmüşavirliği, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında pek çok kurulda başkan ve üyelik). 1974 - 80 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti resmi ansiklopedisi olarak çıkarılan Türk Ansiklopedisi’nin genel yayın müdürüdür. Tarihçiliği kadar önemli bir hususiyeti de musikişinas ve müzikolog kişiliğidir. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Dünyadaki ilk Türk Mûsikisi Konservatuarı'nın kurulmasını sağlar; kurucu yönetim kurulu üyesi olur. Türk Mûsıkisi Korosu'nun da yönetimindedir. Pek çok radyo ve televizyon programı yapar ve bazılarında konuşmacı olarak yer alır. Konuşmalarının bir kısmı A.B.D. , Fransa, Avusturya gibi ülkelerin televizyonlarında yayınlanır. Eser ve yazıları çeşitli dillere tercüme edilir. "Büyük Türkiye", "Osmanlı Cihan Devleti", "Büyük Türk Hakanlığı" gibi son yıllarda çok kullanılan tarihi ve siyasî tabirler ona aittir. Ayasofya Hunkâr Mahfili'nin ibadete açılması, Topkapı Sarayı'nın Hırkâ-i Saâdet Dairesi'nde Kur'ân okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonunun ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin Türk Mûsikîsi'ne açılması gibi zaman içerisinde gerçekleşen bir çok proje onun eseridir. Türk Kara Kuvvetleri'nin ve Deniz Kuvvetleri'nin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasını sağlayan da odur. Bir çok milletlerarası kuruluşta görevler alır. (Ötüken.com.tr)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder