Türkiye'nin En Büyük Düşmanı Kimdir?

I.Dünya Savaşı sürerken, Osmanlı basını da zorlu bir dönemeçten geçiyor, bir yandan tüm kısıtlı imkânlara rağmen savaşın sıcak gündeminin nabzını  tutmaya çalışırken diğer yandan da İttihat ve Terakki hükûmetinin resmî sansür programına takılmadan yayın yapabilmek için, deyim yerindeyse akla karayı seçiyordu.

24 Kasım 2015 tarihinde, Rusya'ya ait bir savaş uçağının Türk savaş uçakları tarafından Hatay sınırında düşürülmesi sonrasında oluşan soğuk savaş gündemi, Türkiye-Rusya ilişkilerinin tarihine uzanan tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazıları, Moskoflar ebedî düşmanımızdır derken, bazılarıysa Rusya dostumuz, Batı emperyalizmi gerçek düşmanımızdır savını öne sürdü. Şüphesiz bu tartışmanın her iki tarafının da dönemsel gerçeklikleri vardı ve iddialarına genelleyici olamayacak kanıtlar bulmak konusunda da sıkıntı çekmediler.

İsterseniz biz, tüm bu tartışmaların ötesinde kalalım ve Osmanlılar henüz, tarihlerinin en zor sınavlarından biri olan Çanakkale Savaşlarını atlatmamışken, dönemin en güçlü devletlerinden olan İngiltere, Rusya ve Fransa ile aynı anda birçok cephede savaşırken bu düşmanlığı nasıl ele alıyor, husumetlerine ne kadar duygusal ya da ne kadar soğukkanlı yaklaşıyorlardı, buna eğilelim. Savaşı ve düşmanlığı yalnız hayalî olarak değerlendiren günümüz tartışmalarının uçuculuğundan sıyrılıp, savaşı gerçekten yaşayanlara kulak kesilelim.



Vurulan Rus Gemileri ve Osmanlı Tarafının Açıklaması

Öncelikle, I.Dünya Savaşı'nın başlarında, Karadeniz'de batırılan Rus gemileri hakkındaki açıklamanın yer aldığı Osmanlı Devleti'nin savaş ilânını, Padişah Mehmed Reşad elinden çıkan irade-yi hümâyundan okuyalım. 12 Kasım 1914 tarihli Tasfir-i Efkâr Gazetesi'nden [1] aktardığımız Hâl-i Harp İrade-i Seniyyesi (Savaş İlânı) başlıklı bildiriye göre; Osmanlı donanması Karadeniz'de bazı Rus savaş gemilerine düşmanlık göstererek boğaza yönelmeleri sonucu karşılık vermiş, bu üzüntü verici olay hakkında Rusya ile kurulan temaslar sonucunda yaşananların incelenmesi ve olayın sebeplerinin ortaya konulması istenmiş, Osmanlı Devleti tarafsızlığını korumaya özen göstermiş olduğu hâlde temaslarına yanıt alamamış, Rusya, elçisini geri çağırmış ve Erzurum'da işgale başlamıştır.

(Metinlerin tümünü orijinal diliyle veriyor, dönem Türkçesinin günümüzdekiyle irtibatının da görülmesini istiyoruz. Çok eskimiş olan kelimelerin yanına parantez içerisinde açıklamalar ekliyoruz.)
"...Şehr-i hâlin (bulunulan ayın) on altıncı günü donanma-yı hümâyunun (Osmanlı donanmasının) bir kısmı tarafından Karadeniz’de manevra icra edilmekte olduğu sırada Karadeniz Boğazı’na (İstanbul Boğazı'nın Karadeniz tarafına) torpil dökmek vazifesi ile hareket ettiği bilâhare (sonradan) anlaşılan Rusya donanmasından bir takımı mezkur (zikredilen) manevraları ihlâl ve müteakiben (ardından) izhâr-ı muhâseme ile (düşmanlık göstererek) Boğaza doğru hareket etmeleriyle donanma-yı hümayun tarafından mukabele olunmakla (karşılık verilmekle) beraber şayan-ı teessüf (üzüntüye layık) olan şu hadise hakkında hükümet-i seniyyece Rusya Devleti’ne müracaat ile tahkikat (inceleme) icrası (yapılması) ve vakıa (olay) esbabının (sebeplerinin) zâhire (gıda) ihracı teklif ve bu suretle bîtaraflığı (tarafsızlığı) muhafazaya ihtimam edilmiş (özen gösterilmiş) olduğu halde Rusya Devleti müracaat-ı vakıaya (gerçekleşen müracaata) cevap itâ etmeksizin (vermeksizin) sefirini (elçisini) geri celp eylediği (çağırdığı) gibi, kuvay-ı askeriyesi (askeri güçleri) de Erzurum hududunu nikât-ı muhtelifeden (çeşitli noktalardan) tecavüz etmesine..." (Tasfir-i Efkar, 12 Kasım 1914, s.4)
"...Üç cabbar ve gaddar devlete karşı..." (Tasfir-i Efkar, 13 Kasım 1914, s.1)

İngiliz-Fransız-Rus Düşmanlığı, Alman Dostluğu ve Hayranlığı

İkdam Gazetesi'nde [2] ise, parti içi muhalif konumundaki bir İttihatçı olan Ahmet Cevdet [3] gazetesinin 16 Mart 1915 tarihli nüshasında, Sözün Doğrusu başlığı altında Osmanlı Devleti'nin savaşa dahil olmasından İngiltere ve Rusya'yı sorumlu tutuyor, Almanya'ya olan hayranlığını dile getiriyordu.
Ahmed Cevdet
"Şu büyük muharebeye Türkiye iştirak ettiği (katıldığı) zaman hayal arkasından koşmuyordu. Hesapları yapmaya, muadeleleri (denklemleri) hal etmeye zamanımız vardı. Türkiye ya ölmeye yahut dirilmeye azmetmiş idi. Türkiye’nin Balkan Muharebesi'nden sonraki hali yaşamak ümidini büsbütün yitirmiş idi. Türkiye son nefesini vermek için mirâsımıza intizar edenlerin (göz dikenlerin) son bir harekete kıyamları (kalkışmaları) kâfi (yeterli) idi (…)/ Türkiye’yi Almanya ve Avusturya tarafını iltizâma (tutmaya) sevk eden bizzat İngiltere’nin son birkaç senelik politikası, Rusya’nın asırlık âmalidir (emeleridir) (…)/ Müttefikimiz oldukları için söylemiyorum, bir şahsî muhabbet üzere hiç söylemiyorum, Alman milletinin bu muharebede gösterdiği metânete (dayanıklılığa), şecaate (cesarete), yine o milletin sınâatine (sanayisine), mahâretine (becerisine), kırk beş sene zarfında vücuda getirdiği terakkiye (ilerlemeye) hayran olmak bir vazife-i maneviyedir (manevi bir görevdir) (…)/ Fransızlar İstanbul’u zabt edeceklerinden bahsettikleri sırada Ayasofya Camii'ne salib (haç) asmayı ilk emel olarak gösteriyorlar (…) Yazık o Fransız matbuatına (basınına) ki bir Cizvit papazının zihniyetinden başka bir zihniyete sahip değildir” (İkdam, 16 Mart 1915, s.1)

Türkiye'nin En Büyük Düşmanı Kimdir?

Yine İkdam Gazetesi başyazarı Ahmed Cevdet, daha o zamandan Türkiye ismiyle zikrettiği Osmanlı Devleti'nin en büyük düşmanının kim olduğuna dair bir tartışmayı, büyük deniz zaferinin kazanıldığı 18 Mart'ın hemen ardından, Düşmanın İtirâfâtı (İtirafları) Karşısında isimli makalesinde gündeme getiriyordu:
“Muharebede anladık ki, Türkiye’nin en büyük düşmanı İngilizlerdir. Vâkıâ (gerçekten) Moskoflar (Ruslar) da düşmanımızdır ama, hiç olmazsa onlar şimdiye kadar bize zahirî (görünüşte) dost riyâları (ikiyüzlülükleri) altında oyun oynamak istememişler, düşman olduklarını açıktan açığa söylemekten çekinmemişlerdir.  Rusya, Türkiye’nin asırlardan beri düşmanıdır ve bunu ne Ruslar ne de Türkler inkâr ederler. Bu düşmanlık Rusya ahâlisinin hissiyâtından (duygularından) ziyâde, hükûmetin tâkib eylediği tarz-ı siyâsetten (siyaset biçiminden) ileri gelir. Hâlbuki İngiltere tâ şu son zamanlara kadar Türkiye’ye karşı en büyük bir dost rolü oynuyordu. Bunda o kadar mahâret gösteriyordu ki, hepimiz az çok inanmıştık. Pek çok defalar ‘İngilizler bizi seviyor, bize iyilik edecek ama, buna biz mani olacak bir vaziyet alıyoruz’ diye kendi kendimize haksız yere serzenişler bile ediyorduk. Meşrutiyeti tâkib eden zaman zarfında İngiltere’ye karşı gösterdiğimiz hasımâne (düşmanca), hâlisâne (içtenlikli) cemileleri (iyilikleri) hatırladıkça şimdi hiddetimizden titriyoruz. Meğer ne kadar, ne kadar aldanmışız! Fakat bu gün biraz geç olmakla beraber İngilizlerin Türklüğe, Müslümanlığa ne kadar düşman olduklarını katiyen anladık ve artık bugün içimizde İngiliz muhabbetine ihtimâl verecek hiç, hiçbir fert kalmamıştır. Hiç şüphe etmiyoruz ki İngiltere, Türklerin bu hakikati anlamasından büyük zararlara uğrayacaktır. Çünkü Harb-i Umûmiden (Dünya Savaşından) beri her hadise Türkiye’nin -İngilizler tarafından kibir ve gurur sevkiyle hiçe sayılan Türkiye’nin- ehemmiyetini cihân nazarında isbât etmiştir...” (İkdam, 19 Mart 1915, s.1) 
İşte, savaş psikolojisi içerisindeki Osmanlı gazetelerinden yorumlar. Zorlu ve sancılı bir dönem olmasına rağmen, tüm bu yaklaşımların şimdiki pek çok düşmanlık tezine göre daha tutarlı ve bir o kadar da duygusal tarafları bulunduğunu söylemek mümkün. Aradan geçen yüz yılda İngiltere, Rusya, Fransa ve Almanya'ya karşı dost ve düşman tanımlamalarımızın nasıl ani değişimler gösterdiğini hatırlayalım. İşte yüz yıl önceden, yüz yıl sonrasına, düşmana ve dosta kısa bir bakış ve konjonktürün belirleyici gücü! (Emre Taş, tariheyolculuk.org, 21 Aralık 2015)
____________________________
Dipnotlar:
[1] Tasfir-i Efkâr: 1862’de Şinasi tarafından “Tasvîr-i Efkâr” adıyla çıkarılmaya başlanan gazete 1865-67 arasında Namık Kemal’in kontrolünde geliş-miş, Yeni Osmanlıların yayın organı vazifesi görmüş, 1868’de kapanmıştır. 1909’da, imti-yaz hakları Şinasi’nin varislerinden satın alınarak Ebuzziya Tevfik’in yönetiminde “Yeni Tasvîr-i Efkâr” adıyla ikinci bir gazete çıkarılmıştır. 1913’te de oğulları Talha ve Vefik Ebuzziya’nın yönetimine geçmiş, baskı ve sansürle karşılaştıkça isim değiştirmek zorunda kalarak 1949’a kadar aralıklarla da olsa adını duyurmuştur. Yazı işlerinde Yunus Nâdi faaldir. Görselliği zengindir. 
[2] İkdam: 1894-1928 yılları arasında günlük olarak yayımlanan bu siyasî gazetenin kurucusu ve sahibi Ahmed Cevdet’tir.  Gazete İttihat ve Terakki iktidarı döneminde muhalefete geçmiş, sahibi Ahmed Cevdet de 1909’da Avrupa’ya kaçarak yazılarını oradan göndermiştir. Türkçü ve Türkçeci bir ilke benimsemiştir. 
[3] Ahmed Cevdet: 1862'de doğdu. Kaptanpaşa Rüşdiyesi, Mülkiye ve Hukuk Mektebi'nden mezun oldu. Arapça, Farsça, Rumca, Fransızca ve Almanca öğrendi. Tercüman-ı Hakikat, Takvim-i Vakayi gibi gazetelerde tercümanlık ve yazarlık, Tömbeki Rejisi ve Osmanlı Bankası'nda memurluk yaptı. Sabah, Tarîk, Saâdet Gazetelerinin başyazarıydı. 5 Temmuz 1894'te İkdam'ı yayımlamaya başladı. İttihat Terakki'ye muhalefeti nedeniyle 31 Mart Vakası'ndan sonra (1909) Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı, yazılarını oradan göndermeye devam etti. Millî Mücadele'yi yazılarıyla destekledi. Cumhuriyet'in ilanıyla yurda döndü ve Oran soy adın aldı. Bir yazısı nedeniyle İstiaklal Mahkemesi'nde yargılanıp serbest bırakıldı ve siyasetten uzaklaştı. 1935 Ankara I.Matbuat Kongesi'nde heyecandan kalp krizi geçirerek vefat etti. Yalın bir Tükçe kullanmış, İkdam'dan yayımlanan eklerle edebiyatımıza katkı sağlamıştır.

Kaynakça:
■ "Çanakkale’yi Müdafaa ve Muhafaza Eden Kuvvet", Tasfîr-i Efkâr, 17 Temmuz 1915, s.1
■ "Hilalin Düşmanlarına Karşı", Tasfir-i Efkar, 6 Kasım 1914, s.1. 
■ Sultan Mehmed Reşad, "Hâl-i Harp İrade-i Seniyyesi", Tasfir-i Efkar, 12 Kasım 1914, s.4
■ "Üç Cabbar ve Gaddar Devlete Karşı...", Tasfir-i Efkar, 13 Kasım 1914, s.1 
■ Ahmed Cevdet, "Sözün Doğrusu", İkdam, 16 Mart 1915, s.1
■ Ahmed Cevdet, "Düşmanın İtirâfâtı Karşısında", İkdam, 19 Mart 1915, s.1
■ Nesimi Yazıcı, “Tasvîr-i Efkâr”, DİA, c.XL, İstanbul 2011, s. 138-14
■ ----------, “İkdam”, DİA, c.XXII, İstanbul 2000, s.24-25
■ Zekeriya Kurşun “Çanakkale Muharebeleri”, DİA, c.VIII, İstanbul 1993, s.206
■ Nuri Yüce, "Ahmed Cevdet, İkdamcı", DİA, c.II, İstanbul 1989, s.55-56

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder